Mesajlar Etiketlendi ‘TDKP’

IMG_3175

12 Eylül darbesinden sonra tutuklanan ve 1991’de Şartlı Tahliye Yasası ile tahliye edilmesine rağmen 1993’te tekrar tutuklanan Tahir Canan Yeni Kanunlaşan 4. Yargı Paketi kapsamında toplam 32,5 yıl tutukluluğun sonunda 30 Nisan 2013 tarihinde saat 15.30 itibari ile Bandırma M Tipi Cezaevi’nden tahliye edilmişti. O günleri anımsamak istemeyen Canan, Türkiye’nin en uzun süreli siyasi tutuklusu olarak biliniyor.

Haber: Bilge Nur Kenet

Gaziantep’de karısı ve üç çocuğuyla oturduğu mahallede sağ görüşlü 1 kişinin öldürülmesi ve bir kişinin de yaralanması üzerine 25 Mayıs 1979 günü Tahir Canan’ı “siyasi amaçla adam öldürmek” suçundan içeriye alıyorlar ve 32 yıllık mahkumiyet hayatı başlıyor. O günleri anımsamak istemeyen Tahir Canan: “Benim üzerime birçok cinayet attılar ama benim hiç biriyle alakam yoktu. 1979 yılında hapse girdim. Üzerime bir cinayet attıklarında yıl 1978 idi. Ben bundan dolayı hapse girmemek için 1 yıl firar gezdim. Bu olay Gaziantep’te yaşandı. Benim üzerime komşumu öldürdüğüme dair bir cinayet atıldı ki, o saatte benim yanımda en azından 15 kişi vardı. Bu deliller olmasına rağmen beni 1 kişiyi öldürmek ve 1 kişiyi de yaralamak suçundan yargıladılar 36 yıl ceza verdiler. 12 yıl sonra şartlı tahliye yasası çıktı ve küçük oğlum İlhan ancak 13 yaşındayken beni görebildi. Kendime yeni bir hayat kurmaya başlıyordum ki 1993 yılında Yine bir mayıs günü Malatya’da bir akraba ziyaretindeyken gözaltına alındım. Bu kez suçum Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) üyesi olmaktı. Bütün kâbuslar geri geldi. Gözaltı, işkence, mahkeme, 12,5 yıl hüküm… Yine dört duvar, yine beklemek. İkinci tutuklamayla birlikte şartlı salıverme yasasıyla tahliye olduğum infaz da yandı. 36 yıllık ceza geri döndü ve hüküm verildi: Önce 12,5 yıl, ardından infazı yanan 36 yıllık ceza yatılacak. İçeride okudum, yazdım, tahtadan abajurlar yaptım, şallar ördüm ve bekledim. İçeriye girdiğim de 26 yaşımdaydım şimdi ise 60 yaşımdayım” diyen Canan, “Biz istesek de istemesekte her şey değişir. İçeriye girdiğim dönemde ne bilgisayar vardı ne de cep telefonu. Telefonlar posta hanelerden belirli saatlerde kullanılıyordu. Şuan birçok şey bana o kadar yabancı geliyor ki cezaevinde geçirdiğim işkenceli zor günlerden sonra” diyor.

“Ben oradaki işkenceleri anlatmaya kalksam ne zamanım yeter ne de ömrüm”

“İnsanın saçlarını ve bıyıklarını tek tek yoluyorlardı, askıya asıp elektrik veriliyordu, bunları tekrardan anlatarak yaşamak istemiyorum aslında. Biraz ötelemeye çalışıyorum. Ama ne kadar öteleyebilirim yaşadıklarımı. Bir gün bana serum vermeye başladılar neden serum verdiklerini pek anlayamadım. Oysaki ben 8 gündür aç ve susuz kaldığım için böbreklerim parçalanma noktasına gelmiş o anda beni bir masaya oturtup serum vermeseler ben ölmüş olacaktım. En ilginci de çelik tek gözlü bir dolaba bizi kıyafetsiz bir şekilde koyuyor üzerine de bir ıslak battaniye sarıyorlar ve vücut ısısı ile kurumasın diye üzerinize yukarıdan damlayan bir su var. Bunu yaşattılar bize. Demek ki insan vücudu çok farklı işliyor. Normalde olsa hemen zatüre oluruz, ölürüz ama hiçbir şey olmuyor. Demek ki beynin kendine göre bir motivasyonu var ki oradan herhangi bir hastalığa yakalanmadan çıkıyorsun” diyen Canan “Yaptığımız işlerin başımıza böyle bir şey açacağını düşünmedik belki düşünseydik başka bir yere gitme durumumuz olurdu. Ben o yıllarda asıl mesleğim olan terziliği yapıyordum ve inatla ben buradan ayrılmam dükkânımı başka bir yere taşımam demiştim. İnsanın mücadelesinin bitmeyeceğini Ali Ufuk Arıkan’ın yazarlığında “Büyük Tutsaklık” kitabında anlatmaya çalıştım.”

IMG_3183

“Bu hukuk burada bitmez hak aramakta sınır yok”

12 Eylül olayları kesinlikle bir insanlık suçudur diyen Canan, hapisten çıktıktan sonra devlete 10 yıl hatalı infaz uygulaması nedeniyle dava açtığını ve daha sonra davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığını ifade etti. “15 Nisan 2013 tarihinde meseleyi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdım. O mesele üzerine karar vereceğine eksik evrak meselesine takılmış” dedi. Bunun üzerine kararların asıllarının mahkemelerde olduğunu ifade eden Canan, yaşadıklarını şöyle anlattı: “İşleri yokuşa sürmek, aslında, suç işleyenleri suça teşvik etmek demektir. Anayasa Mahkemesi de bunu yapmakta. Mesele ne idi: hakkımda hatalı, yanlış infaz uygulaması idi. Devletin yanlışları nedeniyle 32 yıl cezaevinde yattım. Bunun son 10 yılı da hatalı infaz uygulamasıydı. Hatalı infaz uygulaması nedeniyle ilgili mahkemelerden davacı oldum. Aslında eksik evrak diye bir şey de yok. Evrakların hepsi sağlam ama aslı değil fotokopisi. Anayasa insan hakları mahkemesi (AİHM) de hiçbir başvurucudan evrakların aslını istemez. Israrla evrakların fotokopisini ister. Dosyada olan evrakların aslını Adalet Bakanlığı’ndan ister, temin eder.” Aslının temininin çok zor olduğunu ve uğraşarak ancak 15 yılda temin edilebileceğini söyleyen Canan, “Maksat işi yokuşa sürmektir” dedi.

Tüm bu davalar ve yaşananlar unutulmazken Tahir Canan, huzuru kitaplarda arıyor. Gebze’de açtığı sahafta (Özgürlük kitapevi) ziyaretine gelenleri kabul eden Canan, “İlkokul öğrencilerine sponsorlar aracılığıyla kitap yardımı yapıyoruz ve yazarlarıyla buluşturuyoruz” dedi.

14.04.2006 tarihli evrensel gazetesi bu halde verilmişti Tahir CANAN a...

14.04.2006 tarihli Evrensel gazetesi hapishaneye bu halde verilmişti.

12 Eylül utanç müzesinden

12 Eylül utanç müzesinden Tahir Canan’ın cezaevinde yaptığı elişleri

Reklamlar