Mesajlar Etiketlendi ‘şair’

5Kendisini; “Kimine göre hoş adam, ama boş adam. Kimine göre de iyi adam, aykırı adam… Bana göre insan olmaya çalışan, çıraksı duygularla dolu, yaşamdan yana ne varsa soran, sorgulayan, ermişin dergâhında kaya tuzu yalamayı öğrenmeye çalışan bir adam. Şuralıyım, buralıyım ne önemi var. Dünyalıyım der geçerim… Şiirin tadını dudaklarıma bulaştırdım ya, hangi dünyada olursa olsun, şiir dudaklı kadınları hep öperim. Bu yüzdendir ciğerlerimdeki izlerin mucizesi… Bu yüzdendir yaşadığım kentin dudaklarına şiir bulaştırmam… Bu yüzden…” diye açıklayan İsmail Çankaya ile edebiyat ve şiir üzerine konuştuk.

Söyleşi: Bilge Nur Kenet

 

“Masamdaki Oyun” ilk şiir kitabınız. Bu kitaba kadar yazıyla ilişkiniz ve kişisel geçmişinizle ilgili okurlarımız için neler söyleyebilirsiniz?

2

İsmail Çankaya

Ben Denizli’de büyüdüm. Lise yıllarımda dağlarda çobanlık yaptım. Bizim çevremizde halk ozanları vardı. Onlardan güzel sözler duyardık. Benim şiir hayatımda böyle başladı. Önümüzde keçiler, koyunlar ve onun arkasında yalnızlık insanları çok farklı duygulara iter. Bu farklı duygularda bizim yakaladığımız anlar zaten şiirin kendisidir. Ben bunu yıllar sonra öğrendim. Eğitim hayatım İlkokuldan Lise yıllarıma kadar hep tekrarlarla devam etti. Hep sınıfta kalmam şiir yüzündendi desem yalan olmaz. Bilmiyorum ama ben hep duygularımla yaşıyorum. Şu an 60 yaşındayım hala duygularımla yaşıyorum. Bundan zarar gördüm mü? Evet gördüm. Peki, bundan mutlu oldum mu? Evet oldum. Neden? Çünkü çevremdeki insanlara şiirle yaklaşmak beni hep mutlu etti. Her Anadolu çocuğunun hayatını zorluklar içerisinde geçtiği gibi bizde o zorluklarla şiir yazdık. Daha sonra lise yıllarında bir kız sevdim. Bu kız, anamdan ablamdan sonra kendime en yakın gördüğüm kişiydi. O bana hiç bakmadı. Çünkü benim ceketim yamalıydı. Ayakkabılarım lastikti. Ve ben liseden o şekilde mezun oldum. Babam şiir yazdığımı duyunca, ‘Allah aşkına oğlum boş işlerle uğraşma derslerine bak demişti.’ Babam artık hayatta değil bu durum beni duygulandırıyor. Çünkü ‘Çanlı Kapı’ şiir kitabımda babama mektup yazdım. Öğretmenler gününde o şiir büyük beğeni aldı…

İsmail Çankaya

İsmail Çankaya

Daha sonra edebiyat eğitimi aldım. Eğitim alınca şairleri, yazarları tanıma şansım oldu. İstanbul’da öğretmenlik yaparken Rıfat Ilgaz’ı, Ahmet Arif’i, Aziz Nesin’i, Uğur Mumcu’yu, Necip Fazıl’ı tanıdım. Mesela Necip Fazıl’ın Fatih’teki sohbetlerine yetişebildim ben. Atilla İlhan’ın Şişli Halaskar Gazi caddesinde her sabah saat:10.00-12.00 arası yaptığı söyleşilere yetişebildim ben. Yusuf Hayaloğlu çok yakın arkadaşım zaten. Ve gerçekten paylaştığımız çok güzel günler oldu. Hep yakınımdaki insanlar şiirdi. 1997 senesinde Bülent Aydınel’i tanıdım. Bugün yaşayan en büyük şairlerden birisidir. Bülent Aydınel’in dershanesinde 3 sene öğretmenlik yaptım. O zamanlarda gerçekten yaşça benden küçük ama sanatça benden çok ileri olan bir insandan çok şey öğrendim. Böyle bir şairler harmanı içerisinde gazetecilik ve radyoculukta yaptım. Kocaeli’nin şiir dinletilerini birçok kez ben gerçekleştirdim. Osman Hamdi Bey’de, Çayırova Kültür merkezi’nde, Kale’de şiir organizasyonları yaptım. Organizatörü, sunucusu, yönetmeni bendim. 3 senedir bu etkinlikler yapılmıyor. Bu sene yapılacağına inanıyorum. Hala Kocaeli Milli Eğitim Müdürlüğü’nün yazı inceleme kurulu başkanıyım. Yani Sansürcü başıyım. (Gülüşmeler) ama hiçbir yazıyı reddetmeyiz. Okuldaki öğrencilerimle mutlaka bir şiir dinletisi yaparım. Şiir yaşamın kendisidir. Şiirin penceresinden dünyaya bakarsanız sevgi görürsünüz, paylaşım görürsünüz. Şiir bambaşka bir şeydir.

Şiirlerinizin konusu nedir? Bir şair dünyanın gürültüsünden, güzelliklerinden nasıl etkilenir ve bu durum sizin şiirlerinize nasıl yansır?

Ben kendimi hep şöyle değerlendiririm. Anadolu’da bir Hacıbektaş Veli’yim. Konya’da bir Mevlana’yım. Türkçede ve sevdada bir Yunus Emre’yim. Onların hoşgörüleri, sevgileri, sevdaları, insana bakışı, mecazi aşktan ilahi aşka yönelmeleri… Ben ilahi aşkı sadece Allah sevgisi olarak görmüyorum. İnsanları sevebilmekte, kırmamakta ilahi aşktır. Öğrencilerine şiir yazan çok az şair tanırım. Ben öğrencilerime de şiir yazarım. Benim şiirlerime baktığınız zaman Anadolu, aşk, öğrenci, eğitim kokar. Böyle kocaman kocaman laflar etmiş olmayayım ama kitabımda şöyle bir şiir var; ‘Ağlama Güzel Gözlü Kız’ diye. O zamanlar Yozgat’ta bulunduğum okulumdan İstanbul’a tayinim çıkmıştı. Öğrencilerim çok üzüldü. Öğrencilerin ağlaması çok içtendir, doğaldır. Çocuklar da bahçede toplanmışlar bana veda ediyorlar. Bir kızımız da biraz durumu kötü, elleri arkasında geldi yanıma. ‘Hocam ben size bir şey alamadım. Ama hava soğuk olduğu için sobanın arkasında sizin için soğan yetiştirdim’ dedi. Benim için bir tane yeşil soğan yetiştirmiş. Şu anda bile hatırlayınca duygulandım. O zaman yazdım;

Ağlama güzel gözlü kız,

gözyaşların boncuk boncuk dizilmiş yanaklarına

gideceğimi bile bile sevdin ağlama

ayakların kaldırım taşlarına değmesin

yemin ediyorum

sen tanıdığım en güzel insansın.

zaman

hesap görme zamanı değil direnme zamanı

bekle beni döneceğim

hangi gecenin, hangi şafağında vurulmazsam eğer sırtımdan kahpece

alnımda tebeşir lekesi ve sırtımda beyaz önlüğümle döneceğim sana

biliyorum sen olmayacaksın

gözlerimi sereceğim dört bir yana bilirsin

hiçbir kavga öldürmedi beni bir tek senin yokluğun öldürür beni

 

Sevgileri ölçemezsiniz. Bir sevgilim vardı bu şiiri onun içinde söylemiştim. Sevginin sınırı yoktur.

Örnek aldığınız bir şair var mı? Bu şairlerin sizi etkileyen yönü nedir?

Şiir, Adem ve Hava’dan beri var. Havva güzel sözler söylemiş ve Adem’i kandırmış. Şiir o kadar güçlü bir şey ki, Tanrı’ya bile isyan ettirmiş. Şiirin delemeyeceği barikat, aşamayacağı zorluk yoktur. Bugünkü cumhurbaşkanı şiir okumuş ve hapse girmiştir. Kanuni Sultan Süleyman bir padişahtır ve aynı zaman da bir şairdir. Benim en çok sevdiğim şairlerden birisi Fuzuli’dir. Onun ‘Şikâyetname’ sini çok severim. ‘Selam verdim rüşvet diye almadılar’ diyerek 16. yüzyıla toplumsal bir bakış yapmıştır. Divan edebiyatının en güzel gazellerini de Baki yazmıştır: ‘Meclis-i Şuara’ yani şöyle toparlayacak olursak sosyal konuları işleyen Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Karakoç, İlhan Berk, Can Yücel, Nazım Hikmet… O kadar çok şair var ki hepsinin beni etkileyen bir yönü vardır. Aziz Nesin’i hepimiz gülmece ustası diye biliriz ama çok güzel şiirleri vardır. Her zaman gördüklerimden bildiklerimden ilham aldım. Şiire hiçbir zaman politik yaklaşmam. Güzel sözcükler seçen, güzel yazan, konuyu güzel aktaran bütün şairlere aşığım. Hepsinden okuyabildiğim kadar etkilendim. Ünlü fütürolog John Naisbitt, “Milli eğitim bakanı olsam sınıflara birer şair koyardım” diyor. Ne kadar doğru ve güzel bir söz.

İlk kitabınız “Masamdaki Oyun” kitabının çıkış öyküsü ve “Çanlı Kapı” kitabınızın kapak fotoğrafının manası nedir?

çanlı kapı2005 yılı benim için hem mutlu hem de zor bir yıldı. 2005 yılında bir rahatsızlık yaşadım. O dönemde Gebze Demokrat Gazetesi’ne köşe yazarlığı yapıyordum. 13-14 gün Çapa’da kaldım. Ameliyat geçirdim. Bu arada gazetedeki arkadaşlar mesela o zamanlar gazetenin patronu olan Gülen Hanım’ın bu kitabın basılmasında çok büyük bir emeği vardır. Ben hastanede olduğum için kitabın editörlüğünü dahi yapamadım. Şiirlerim hep vardı ve birçoğu da gazetede yayınlanmıştı zaten. Rahatsızlığımı şiirler sayesinde yendim, öyle düşünüyorum. “Ben bir dize için ömrümü verdim. Biliyorum bir dizeye ömrüm yetmeyecek.” O zamanlarda yazılmış bir sözdür. Herkesin masasında bir oyun vardır. Hayatta bize verilen roller ve gerçekleştirmemiz gereken sorumluluklar ‘Masamdaki Oyun’ kitabının isim anlamı budur. Türkiye Edebiyatçılar Derneği tarafından da ödüle layık görülmüş bir kitaptır.

Yandaşlarım aniden yenik düşse de ölüme

Beni teslim almak o kadar kolay değil.

Yaşamak Azrail ile dalga geçmekse

He hey!

Ben dalgamı çoktan geçtim.

Üşüyorum canımın içi üşüyorum…

Korkular dağlardan, şehrimize mi indi?

 

( Çanlı Kapı – Babama Mektup’ dan alıntıdır. )

Çanlı Kapı kitabında ‘Babama Mektup’ şiirim herkesi ağlatır. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından öğretmenler gününde ödül aldı. Çanlı Kapı kitabının kapak fotoğrafını yeğenim çekti. O gördüğünüz kapı artık hiç açılmıyor. Nedeni; bu kapı babamın yani benim doğup büyüdüğüm evin kapısıydı. Biz 5 kardeşiz ve bu kapının arkasında 100 yıllık bir ev var. Biz bu evi bir türlü paylaşamadık. Bayramda gittim evin kapısı örümcek ağlarıyla dolu içeride fareler dolaşıyordu. Canım sıkıldı. Eşimi alıp tatile gittim. Ben de, millet gibi oturup güneşte kızardım. Yani bir baba 5 evladına da sahip çıktı, baktı, büyüttü. Ama 5 evlat bir babasına sahip çıkamadı. Bir evi paylaşamadı.

İyi şairler ve yazarları ayırt etmek için artık ne yazık ki en çok satanlar listesine ve sosyal medya kullanım yoğunluğuna bakılıyor? Siz bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şiirleri ticari düşünmek halkın kültür düzeyini düşürür. İzmir’de bir arkadaşım var dergi sahibi. Rica etti bir tane şiirimi gönderdim. Arkadaşım, hocam bu ay 200 tane fazla dergi sattık şiiriniz sayesinde diye arayıp teşekkür etti. Benim farklı şehirlerde öğrencilerim oluyor onlara kitaplarımdan gönderiyorum. Türkiye’ye gelen bir turiste kitabımı imzalayarak verdim.

Almanya’da bir kütüphanede, Türk bayrağı, Kuran-ı kerim ve benim kitabım yan yana sergileniyor. Arkadaşım bana fotoğrafını çekip gönderdi çok şaşırmıştım. Orada bir Türkiye köşesi yapmışlar ve benim kitabımda orada sergileniyor. Bunlar güzel. Ben bazı şeylerin, şiirin ağırlığına uymadığını düşünüyorum. Şiiri aşağıya çeker. Şöyle açıklayayım; bir kadın güzel değildir ama şiir yazdırır ağırdır. Yani kadın gibi kadındır. Kadın dediğin ağırlığıyla dökülür. Sizi davranışlarıyla, ağırbaşlılığıyla fetheder. Bir başka kadında çok güzeldir ama cıvık cıvık konuşur ve güler. Güzeldir, harikadır sizde gülersiniz ama bu kadar. Şiirde böyledir ağır olması gerekir. Tabii ki şiir tanıtılmalı ama şiiri aşağıya çekecek araçlar kullanılmamalıdır diye düşünüyorum. Sosyal medya şiiri hafifletiyor.

Son olarak gençlere şiir ve edebiyatla ilgili tavsiyeleriniz nedir?

Şiirle uğraşmalarını istiyorum. Ucundan kenarından edebiyata bulaşsınlar. Edebiyat dergilerini takip etsinler. Onlara sahip çıkıp okusunlar. Şiire Emek veren herkes şair olur. Siz güzel söz söyleyemiyor musunuz? Söylüyorsunuz. Siz birisini sevmiyor musunuz? Seviyorsunuz. Siz üzüldüğünüz zaman ağlamıyor musunuz? Ağlıyorsunuz. Başkasının üzüntüsü sizi üzmüyor mu? Üzüyor. Şairlik maddi manevi emek ister.

İsmail Çankaya'ya verilen tebrik ve başarı plaketleri

İsmail Çankaya’ya verilen tebrik ve başarı plaketleri

IMG_4194

İsmail Çankaya’ya bu güzel söyleşi ve değerli bilgilerini paylaştığı için teşekkür ederim.

Firuzan YolyapanNe vakit şiir yazdığını hiç bilmedik. Bitirdiği zaman getirip okurdu. Ben en çok “Açsam Rüzgara Yelkenimi” şiirini severim. Ama ağabeyimi çok sevdiğim için hep güzel gelirdi. Bir de rubaisi var: “Ömrün o büyük sırrını gör bir bak da, bir tek kökü kalmış ağacın toprakta. Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta.Bu şiiri engelli insan gördüğüm zaman hatırlıyorum. Hayatımda gördüğüm her şey bana ağabeyimi çağrıştırıyor.

Şişli’ye yeni taşınmıştık. Bir gün misafirler de vardı, oturuyorduk. Birden kayboldu ortalıktan. Ben balkona sigara içmeye gittiğini tahmin ettim. Yanına gittim. Üzerinde beyaz çizgili bir gömleği vardı. Babam sigara içtiğini biliyordu. “Ağabey, buna bir son vermelisin, gel içeride iç, babam biliyor” dedim.Bana bir sarıldı, “Fırfırcığım, babamın 3 günlük ömrü kaldı, onu kırmaya değer mi” dedi. 3 gün sonra da kendisi öldü.

Futbolu çok severdi. Koyu Galatasaraylıydı. Formaları, futbol takımı vardı. Sokakta ayağına taş ya da başka bir şey gelmesin, hemen vururdu. Bu yüzden ayakkabılarının uçları hep aşınmıştır. Çok sonradan ayakkabılara merak saldı. Kendisi boyatırdı hep ayakkabılarını. Çok güzel türkü söylerdi. Güzel sesli değildi, ama benim sesim gibi bozuk da değildi.

Şehir Tiyatroları “Saygılı Yosma” oyununun çevirisini istemiş, çeviri Ankara’da birinin evinde kalmış. Ankara’ya onu almaya gitti. Orada çukura düşmüş. Döndüğünde pantolonunu çekti, bize gösterdi.Dizinden aşağı doğru kanama olmuş, kabuk bağlamış. “Az daha gazetede Orhan Veli gazete çukurunda ölmüş diye okuyacaktınız” dedi. Kısa bir süre sonra da öldü. Ama kafasında herhangi birşey yok o zaman.

Füruzan Yolyapan
(Orhan Veli’nin kardeşi)

tumblr_me7s9k9xzr1qzh02oo1_500

Metin Eloğlu, İçli Dışlı, sf. 135

“İnat bu ya, erkencecik gittim; Orhan yok, bekle bekle, Orhan yok! Akşam gazeteleri verdi kötü haberi. Ağlak değilimdir; ama gözlerim yaşardı durdu uzun süre… Gömülüşünde bulunduğum tek kişi de odur. Tüh! Otobosta yanıbaşımda Ahmet Hamdi Tanpınar vardı: öğretmeniymiş meğer Orhan’ın. Ne dese beğenirsiniz: “Hayret, Orhan ölecek adam mıydı?” Sanki kendi ölecek adamlardanmış gibi… “

Görsel

 Sosyal medyada 1.ooo.ooo dan fazla takipçisi bulunan yazar/şair kahraman Tazeoğlu, 93 yılında Kadıköy FM de radyo programcılığına başladı.Maddi imkansızlıklar içerisinden bu günlere ulaştığını belirten Tazeoğlu, her zaman güler yüzlü ve sıcakkanlı davranışlarıyla hayran kitlesini gün ve gün arttırmaya devam ediyor.14 Mart Perşembe günü Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) kültür merkezine gelen ve 600 kişilik kültür merkezine 1500 kişinin katılımıyla güzel bir seminer gerçekleştiren Tazeoğlu kendisini insanların ruhunu eğiten bir eğitim gönüllüsü olarak tanımlıyor.Çevresindeki insanların desteği ve yazma arzusu sebebiyle  bu günlere gelebildiğini  belirten Tazeoğlu genç şairlere öncelikle şiir kitapları okumalarını öneriyor.

Kahraman Tazeoğlu kimdir?

Şiire gönül vermiş, edebiyata gönül vermiş aslında bir eğitim neferi çünkü toplumlara, insanlara, bireylere yazarak ulaşmak onları eğitmektir aynı zamanda. Eğer yazar olmasaydım mutlaka bir eğitimci olurdum. Ama insanlara yazılarımla ulaşıp onların ruhunu eğitmeye çalışıyorum. Bu yüzden kendime bir eğitim gönüllüsü diyorum.

Sizin şiirlerinizi kim okursa okusun kendisinden bir şeyler buluyor nedeni nedir?

İplik fabrikasında çalışan bir arkadaşım olduğunda da kendinden bir şey bulmalı, üniversitede dersine gidip gelen öğrencide, sokakta simit satan adamda mutlaka kendinden bir şey bulmalı; çünkü sizin yaşadığınız hayatların ortak buluştuğu bir payda var. Ben o paydanın içinden geliyorum belki benim kadar zorluk çekmediniz, belki ailelerinizin durumu benim ailemle karşılaştırıldığında çok daha iyiydi, belki o zaman ihtilal olmamıştı ülkenin durumu daha iyiydi; ama sonuçta sizde bir yalnızlık çekiyorsunuz, aşk acısı çekiyorsunuz, bende çektim. Siz ne yaşıyorsanız bende yaşadım. Sadece ben duygularımı sizden önce ifade ettim. Siz o kitabı o şiirleri okuduğunuzda “işte bu benim yaşadığım.” dediniz. Belki 3-5 sene sonra siz benim yazdığımı yazacaktınız. Aşk dediğiniz duygu son kitabımda da yazdım. “Aşk herkes için aşktır ama aşk her yarada başka kanar.”bazı farklılıklarda bu yüzden oluyor. Benim aşkı algılayışım o yüzden farklıdır. Yine yazdıklarımdan örnek vereyim. “Biz aslında aşk değil aşksızlık acısı çekiyoruz.”

Şiirleriniz de aşka ve aşk acısına bu kadar yoğunluk vermeniz aşka âşık olduğunuzun bir göstergesi midir?

Aşkın içinde her zaman acı vardır. Acısı hissedilmeyen aşk, aşk değildir derim ben her zaman. Çünkü toplumlar ve insanlar acılarını ifade ettiklerinde ortaya bir sanat eseri koymuş olur. Mesela türküler böyle çıkmıştır ortaya o insanlar aslında acılarını dile getirmiştir. Ve yüzyıllar öncesinden yakılmış olan o türküleri biz bugün hep bir ağızdan söylüyoruz. Çünkü onların içinde acı var. Aşkta da bu böyledir.

Size günümüzü gösterip böyle bir yaşantın olacak deselerdi ne düşünürdünüz?

Bir kere inanmayacağımı söyleyeyim. Çünkü zamanın şartları hiçte buna inanabileceğim bir atmosfer değildi o zamanlar. Ama tabii ki de çok şey değişiyor. Ülkede ki dengeler değişiyor, teknoloji değişiyor, insanlar değişiyor, toplumun değer yargıları değişiyor, her şey değişiyor. Zaten sürekli bir değişim ve devinim içerisindedir toplum. Siz bu değişim içerisinde o değişimin neresindesiniz bunu iyi görmeniz lazım. Bu değişimin içerisinde o değişime çok fazla ayak uydurmadan ve en önemlisi kendinizi geliştirmeden geçen yılki kahraman’ın üzerine bir sonraki yıl bir kahraman daha koymadan yaşamışsanız hem hayaldir o günlere gelmek hem de gerçekten gelmez. Biraz şansla da alakası var.1993 yılından sonra şans bana güldü. O yıl Türkiye’de özel radyolar açıldı ve ben ilk Kadıköy FM de işe başladım. Size şu anımı anlatayım. Bir yaz gecesi arkadaşımla balkonda oturuyoruz. Gece 3 evde herkes yatmış biz arkadaşım muratla balkon sohbeti yapıyoruz. Arkadaşımın annesi kalktı. Mutfağa su içmek için geldi. Ben de hala arkadaşıma bir şey anlatıyorum. Annesi dedi ki: Oğlum murat hadi kapatın o radyoyu da yatın dedi, hâlbuki konuşan bendim.(gülüşmeler)

Bir hayalimdi radyoculuk o zamanlar TRT’yi çok severdim ve dinlerdim. Özel radyolar açıldığında hiç unutmuyorum ilk defa hayatımda bir radyo görecem. Kadıköy FM’e gittim. Gözümde o kadar büyütmüşüm ki radyo dediğiniz yer daireden bozma küçücük hatta genel yayın müdürüyle elemanlar su savaşı yapıyordu ben içeri girdiğimde. Dedim bu mu radyo? Bu mu müdürler? (gülüşmeler)

O dönem seni intihar ettim şiirini yeni yazmıştım. O şiiri okudum ve o şiirle benim radyoculuğum başladı. Şiiri dinledi su savaşı yapan müdür ve hemen bu gece başlıyorsun dedi. Ondan sonra hayatımda her şey değişmeye başladı. Kuaförlük yapıyordum. Mesleğimde de iyi bir yerdeydim çok iyi fön çekiyordum mesela.(gülüşmeler)radyoculuk bana yazdıklarımı megafona taşıma imkânı sundu. Ben 17 yaşımda yazmaya başladım. Fakat yazdıklarımı gün yüzüne çıkartmıyordum.

Bugünkü olgunluk ve düşünce tarzınızla o yıllarda olmayı ister miydiniz?

İsterdim. Keşke şu bilgi ve birikimimle 93 yılında olsaydım.

21.yy. şairi olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu yüzyılın şairi olmaktan mutlu musunuz?

Aslında bunu ben söylemiyorum, söylüyorlar öyle olduğumu ifade ediyorlar. Tabii ki de bundan kim mutlu olmaz. Öyle görüyorsa eğer birileri beni ne mutlu bana. Ama tabi bunun sorumlulukları da çok büyük. Bu sorumlulukları da omuzlarda taşımanın vermiş olduğu bir stres var açıkçası. Çünkü her kitapta okurunuzun karşısına daha iyi şeylerle çıkmalısınız hele ki sizi okuyan kesim böyle genç bir kesimse gençlere daha çok söyleyeceğiniz sözünüz oluyor. Gençlerin peşinizden geldiğinde sizin söylediğiniz, ağzınızdan çıkan, kaleminizden çıkan her sözü düstur bildiklerinden ötürü sorumluluğunuz bir kat daha artıyor.

Neden tek tür kitap değil de, birçok türü içinde barındıran kitaplar yazıyorsunuz?

Kendimi deniyorum şuanda en sonunda tarzımı bulucam.(gülüşmeler) ben böyle seviyorum. İnsanlara hem şiirle hem hikâye ile hatta hem de romanla insanlara ulaşmak benim hoşuma gidiyor.

Kişilerin duygularını ifade edememesini ve hissettiği gibi davranamamasını neye bağlıyorsunuz?

Aslında bu bir tür çaresizliktir. Kelimeler ve kelimelerin gücü çok önemlidir. Eğer kendimizi ifade edebilecek donanıma sahip değilsek işte o ifade güçlüğü hâsıl oluyor. İnsanların kitap okudukça bu güçsüzlüğü ve çaresizliği aşacağını düşünüyorum. Çünkü kendimizi ifade edebilmenin yegâne temeli ve aracı kelimelerdir. İnsanlar cümlelerle kendini ifade eder. Meramını dile getirir. Eğer dağarcığınızda derdinizi anlatacak kelime yoksa kendinizi başka türlü ifade etmeye başlarsınız. Hatta bu toplumdaki şiddete kadar bile gidiyor ki bunun örneğini de görüyoruz. İnsanlar içindeki yalnızlığı ve çaresizliği hem örtebilmek hem de dile getirebilmek için daha çok okumalı kelimelere daha çok sahip olmalıdır.

Ablanız siz şiir yazmaya başlayınca şiir yazmayı bırakmış. Nedeni nedir?

Pes etti. Çünkü baktı şiirle dalga geçen bir kardeşi varken o kardeş kendisinden daha iyi şiir yazmaya başladı. Oda pes etti ve bıraktı şiiri. (gülüşmeler)

Aşağıda verdiğim kelimelerin sizde uyandırdığı mana nedir?

Zaman: Zaman değince koskoca bir evren gözümün önüne geliyor. Çünkü zaman sadece bu dünyada ve bu dünyanın değerleriyle yaşadığımız, içinden geçtiğimiz süreç değil. Ben bunu bütün bir evrene yayıyorum. Ve zaman değince aklıma hakikaten koskoca bir evren ve o evrenin içerisinde belki de toplu iğne başı kadar küçük olabilecek insanlar geliyor.

Mavi: Aşk           Araz: Hüzün         Kader: Alınyazısı

Bir röportajınızda “Aşk 10 saniyedir” demişsiniz. Nedeni nedir?

Aslında bunu kitabımda da uzun uzun anlattım. Çünkü ilk bakışta insanların gözlerinden aldığı elektrik, kalbinin hızlı atması, midesinde kelebekler uçuşuyormuş gibi hissetmesi hissi, eğer iki kişi devamlı o hissi birbirlerini gördüklerinde yaşarlarsa o his onları öldürür. Ama aşkın görevi budur zaten o bu duyguları 10 saniye yaşatır sonra yerini sevgiye bırakır ve gider.

En sevdiğiniz şiiriniz hangisidir? Neden?

Şiirler şairlerin çocukları gibidir. Anne-baba nasıl bir çocuğunu diğerinden ayıramıyorsa şiirlerimde benim için öyle hiçbirini birbirinden ayıramıyorum. Onların hepsi benim çocuklarım, yaşamım, geçmişim daha doğrusu aslında onların hepsi ben.

Genç şairlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Genç şairlerin şairlik yolunda attıkları adımlar gün geçtikçe aslında daha da zorlaşıyor. Çünkü çok fazla şiir yazan var. Çok fazla şair olduğunu iddia eden var. Gençler arasında şiirin giderek seviliyor olması benim için umut verici ama aynı zamanda yazdıkları ürünlere bakınca bazılarının şiirde çok zayıf olduğu ama kendilerine şair demekten de geri kalmadığını görüyorum. Bu yanlışa düşmesinler şiir yazmaktan ziyade şiir okumaktır önemli olan. Ben genç şairlere yazmaktan önce okumayı tavsiye ediyorum. Bir müddet kâğıdı kalemi bir kenara bıraksınlar ve okusunlar. İnanın bu ülkede şiir yazdığını iddia eden insanlar, sadece onlar şiir kitabı okuyabilseydi. Şiir kitapları bu ülkede en çok satanların zirvesinde olurdu.

                                                                                                BİLGE NUR KENET