Mesajlar Etiketlendi ‘kitap’

“Balat’ta bir kütüphane ağzına kadar eski kitap dolu. Yetkili birisi kağnı arabası kiralıyor. Diyor ki bunları boşalt, Haliç’e at. O kitapları adam yüklüyor arabasına götürüyor Haliç’e atıyor. Bir seferinde de bunu Avusturya sefiri görüyor. Diyor ki bu kitapları satar mısın? 15 liraya bir araba kitabı alıyor sefir götürüyor. Bu kitapların içinden ne çıkıyor biliyor musunuz? Dünyada tek nüshası olan İbn-i Sina’nın kendi eliyle yazdığı eser El-Kanun fi’t-Tıb. Bugün o kitap Viyana müzesindedir. Profesör, “Biz eczacılık fakültesi olarak, Türk devleti olarak bir kopyasını istedik vermediler” diyor. Niye versinler ki iyi etmişler. Sen malına sahip çıkma… Bir zamanlar böyle, çocukluğumda yaşadım. Evinizde bir Arapça Kur’an ya da Arapça kitap oldu mu suç olarak alıp götürüyorlardı sizi. Kimi gömdü, kimi denize attı korkudan. Büyük bir hazinemiz telef oldu.

Reklamlar

IMG_3914

Uzun yıllar Melih Arat ve Hakan Turgut ile ortak çalışmalar yapmış olan Selim Çavuş Kişisel gelişim alanında eğitimler almıştır. Türkiye’de okuma sevgisi ve bilincini arttırmak amacıyla dünyadaki Think Tank kuruluşlarından esinlenerek 2007 yılında Düşün Taşın adında bir gençlik kulübü kurmuştur. 12 Ocak 2010 tarihinde Kurucu Başkanı olarak dernek haline getirdiği Düşün Taşın, 2010 yılında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı tarafından himaye almaya layık görülmüştür. 

Söyleşi: Bilge Nur Kenet

Selim Çavuş Kimdir?

1984 İstanbul doğumluyum. Kendimi sosyal girişimci olarak tanımlıyorum. Kadir Has Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nün Türkiye’de bir ilk olarak açtığı Yeni Medya Yüksek Lisans Programının ilk mezunlarındanım. Bugüne kadar ulusal ve uluslararası 20 projede koordinatörlük yaptım. Sabancı Vakfı tarafından Türkiye’nin Fark Yaratanları unvanına sahip olarak Sıra Dışı Yaşam Becerileri, Yeni Medya, Sosyal Girişimcilik konularında 40 üniversitede 10.000 kişiye eğitim ve sunumlar yaptım. Şu anda Personel Development Academy (PDA) şirketinde İstanbul Koordinatörü olarak görevimi sürdürmekteyim. Evliyim ve Akil Emir isminde bir oğlum var.

 

Düşün Taşın Derneği’nin kuruluş amacı nedir? Ne tür etkinlikler yürütüyorsunuz?

Dernek Türkiye’deki okuma sevgisi ve bilincini arttırmak için kuruldu. 2020 yılında bir düşünce kuruluşu olmak isteyen, 2030 senesinde de Düşün Taşın Üniversitesi’ni kurmak için çaba sarf eden ve zamanında 8 arkadaş tarafından kurulmuş olan bir sivil toplum örgütüdür. Başarılı insanların hayatını incelediğiniz zaman bu insanların bir yerde bir şeylerle karşılaştığını görürsünüz. Bir seminere katılır, arkadaşının verdiği kartvizitteki numarayı arar… Bunların hepsinin temelinde okumak var. Sabah uyanır uyanmaz okumaya başlıyoruz. Biz sadece okumayı metinler üzerinde sağdan sola hareket ettirilen göz hareketleri olarak algılıyoruz. Ama biz, yüz yüze konuşup bir röportaj gerçekleştirirken birbirimizin hayatını okuyoruz. Seminer programına katılan insanlar, belgesel izleyen insanlar da bir okuma gerçekleştiriyor. Bizim medeniyetimizde okuma 3 türlü:

  • metinleri okumak 2) insanları okumak  3) kâinatı okumak.

İnsan bir konu hakkında bilgi sahibi olmadığı zaman kendisini kötü hisseder. Bir şeyleri bilmek insanı özgür kılıyor. Okumazsak özgür kalamıyoruz aslında. İnsanların düşünmesi ve taşınması için yani taşınmaktan kastımız oradaki bilgileri başkalarına da aktarabileceğiniz bir dernektir. Ülkemizde insanlar hangi kitapları okuması gerektiğini bilmiyor. Ve kitap okumayı ben bir yolculuğa benzetiyorum. Sizin hangi araçla gideceğinize karar vermeniz gerekiyor. Sosyal medyanın da popüler hale gelmesiyle birlikte insanlar kitap tavsiyelerine ihtiyaç duymaya başladı. Bazı insanlar sırf kapağı güzel diye kitap alıyor. Bu ve buna benzer ifadeleri biraz da olsa düzeltebilmek için 2008 yılında Düşün Taşın Kulübü kuruldu. 2010 yılında Düşün taşın derneği haline geldi. Ve şuanda da Türkiye’nin hatta dünyanın farklı noktalarına ulaşmış bir derneğin yöneticiliğini yapıyorum.

Bir girişimci sizce nasıl olmalı?

Biraz deli cesareti olması gerekiyor. Sektörde öyle bir girişime ihtiyaç var mı bu da çok önemli ama. Hiçbir girişimci bir işe başladığı zaman o analiz raporlarının sonuçlarına göre hareket etmiyor. Yemeksepeti.com geçenlerde milyon dolarlara satıldı. Nevzat Çiçek’e geçenlerde nasıl bu iş bu noktalara geldi diye soru yönelttiler. ‘Eğer etrafımdaki arkadaşları dinleseydim. Bu projeyi asla hayata geçirmiş olmayacaktım. Arkadaşlarıma internetten yemek siparişi verilen bir site kuralım yurtdışında bunun örnekleri var bunu Türkiye’de yapalım dediğim zaman yok olmaz saçmalama demişlerdi’ diyor. Siz inandığınız zaman insanlarda size inanmaya başlıyor. Ve siz daha çok proje üretmeye cesaret edebiliyorsunuz. Düşün Taşın Derneği olarak guines rekorlarına hazırlandık bir stadyum dolusu insana toplu kitap okuttuk. Bunu ilk söylediğim zaman yapamazsınız 50 kişi gelmez oraya dediler. Yaptık. Ben ne kaybettim? Hiçbir şey. Biz bir stadyum dolusu insana aynı anda kitap okuttuk ve cumhurbaşkanlığından himaye aldık.


IMG_3923
Peki, siz nasıl bir girişimcisiniz?

Benim hikâyem üniversite öğrencisi olmaya niyet ettiğim zaman başlıyor. Benim babam 45 sene esnaflık yapan bir adam Kıbrıs gazisi annem ev hanımı. Babam yıllarca sigortalı bir işte çalışın diye bizi büyüttü. Benim girişimim Düşün Taşın Derneği’ni kurmuş olmam ve bu derneğin yaptığı büyük projelerdir. Ben liseye giderken 4 tane arkadaşım vardı çok iyi yerleri kazandılar ve başarılı oldular. Ben o grup içerisinde üniversiteyi kazanamayan tek kişiydim. Tekrar sınavlara hazırlanmaya başladım. Çocukluğumdan beri hırslı bir adamım. Kafama koyduğum şeyi yapmaya çalışırım. Küçükken fonksiyon ve polinom sorularını çözemediğim için hıçkıra hıçkıra ağladığımı biliyorum. Yapabileceğimi biliyorum neden yapamıyorum diye ağlıyordum. O arkadaşlarla bir araya geldiğimde onlar üniversite ortamından, arkadaşlarından bahsediyorlar. Ben de bugün 100 tane matematik sorusu çözdüm diyorum. Ve o zaman tabiri caizse hırs yaptım. Ben onların yaptıklarının haricinde bir şey yapmalıyım dedim. O zamanda bir mail grubundan gelen yazılar vardı. Bu yazıda ‘sıradışı yaşam’ denilen bir seminer programına davet ediyordu. Benim aradığım şey bu olabilir dedim. Seminer programına katıldım ve hayatımın değiştiği şey o oldu. Çünkü her hafta bir araya geldiğimizde insanlar nasıl fikirler üretir? Bir girişimci nasıl olunur? Fikirlerimiz nasıl ticarete dönüşür? Gibi konular hakkında 12 hafta boyunca konuştuk. Programın sonunda programı sunan beyefendiye gidip ben sizinle çalışmak istiyorum dedim. Bu adam bize her hafta ‘bu hafta sıra dışı ne yaptınız’ diye soruyordu. Mesela hiç yapmadığın bir şeyi yapıp bu hafta bir Fransız gazetesi al ve onun tasarımını incele, okula giderken sürekli kullandığın yolu değil de farklı bir yol seçip yolu inceleyerek git. Yani aslında bize dünyayı, insanları, ortamı okutuyordu. Derste herkes benim anlattıklarımı büyük bir merakla dinliyordu. Çünkü ben çok heyecanlıyım ve üniversiteyi kazanamayıp tekrar hazırlanıp kazanmanın arkadaşları geçme düşüncesinin birikmiş bir heyecanı var. Sürekli acayip acayip şeyler anlatıyorum. Her şeyi sıra dışı düşünmeye çalışıyorum. Çok basit bile olsa siz hayatınıza sıra dışılığı adapte ettiğiniz zaman her şey daha farklı ve güzel hale gelmeye başlıyor. Mesela çayı getir ama çaya biraz süt ekleyip getir. İngilizler hep içiyor ama burada içilmiyor gel bir deneyelim şunu. Ya da yumurtayı daha farklı bir şekilde yap. 12 hafta boyunca sürekli bir şeyler anlatınca kafa artık daha farklı çalışıyor. Her şeyi biraz sıra dışı yapma eğiliminiz oluyor. Bir söz vardır ‘Etrafını mükemmel insanlarla çevrele.’ Senin etrafında sürekli böyle konuşan insanlar olduğu zaman senin normal bir adam olma şansın yok. Sürekli proje üreten, kulüp faaliyeti yapan adamlarla takıldığın zaman başkaları bir şey yapmadığında, ya hayata küsersin ya da gidip kendinden daha üstün olduğunu düşündüğün adamlarla birlikte olmak istersin. Sonra programın konuşmacısı olan Melih bey’e gidip hocam ben sizin asistanınız olmak istiyorum dedim. O anlattığım hikâyelerden benim biraz kafamın kırık olduğunu anladı sanırım şuan benim asistanımsın dedi. Hocam ne yapacağız dedim. Sen istemedin mi asistanım olmak ne yapacağımızı bana ne soruyorsun dedi. 3 sene boyunca onunla çalıştım her dersine gittim. Beni dersine davet ettiği yer BÜMET (Boğaziçi Üniversitesi mezunları derneği)’ti. Sadece o üniversitenin mezunlarının katılabildiği bir dernek ben onlara ders veren hocanın asistanı olarak üniversite hazırlık öğrencisiyken yanında gidiyordum. Ve o üniversiteye hiç gitmedim ama bir seminer sayesinde o adamlarla sohbet edecek noktaya geldim. O an dedim ki Selim senin buraya gelmenin sebebi o seminer programına katılmanı sağlayan küçücük bir yazı. İnsanlara buna benzer okumalar yapabilecek bir yapı oluşturursan başarılı olursun dedim. Düşün Taşın Derneği 8 kişiyle birlikte seminer anlatarak başladı. Melih Bey’e asistanı olarak iki yıl geçtikten sonra ve onlarca seminerini dinledikten sonra seminer programı sunmak istiyorum dedim. Senin yaşın kaç dedi? 20 dedim. Sen nasıl yapacaksın bunu 20 yaşında dedi? Sizin yaşınız kaçtı ilk seminerinizi verdiğiniz zaman dedim. 18 dedi. 2 sene avantajlıyım o zaman dedim. (Gülüşmeler)  Melih Bey bana cdlerini verdi. Gece izle sabaha not çıkar dedi. Sabah gidip öğrencilere anlatmaya başladım. O zamanlar eşim Esra’da benim öğrencim. O da seminerlere katılıyordu. Öncesinde bizim proje grubumuz vardı. Orada kendi hayal ettiklerimi yapamayınca Düşün Taşın diye bir kulüp kurmaya karar verdim. Onun temelini de bu seminer programı sayesinde atayım dedim. Bu seminer tecrübelerim sırasında beğendiğimiz kişileri tek tek ayırıyorduk. 20 tane lise ve üniversite öğrencisine 12 hafta boyunca ben ders anlattım. Üniversite 1. sınıf öğrencisi iken seminer veren seminer afişlerinde adı yazan bir öğrenci haline geldim. Seminer bitince devam etmek isteyen arkadaşlarla biz yola devam edeceğiz. Ben şu arkadaşları alıyorum diye belirttim. Düşün Taşın Kulübü o seminerden çıkan 8 kişi ile kuruldu. Ve ilk projemizde her hafta bir kitap okumaya var mısınız dedim. Önemli olan bir problemi tespit edip ona akıllıca yollar bulmaktır. Ben eskiden çok fazla kitap okuyan bir insan değildim. Eğer her hafta kitap okuyan bir grupla bir arada olursam mecburen kitap okuyacağım. Ben derslerde hep şunu söylüyordum. Akıllı adam kendi aklını kullanır daha akıllı adam başkasının aklını kullanır. Biz her hafta bir kitap bitireceğiz ama bir şartla dedim. Yine bir araya geldiğimizde herkes kitabın özetini birbirine anlatacak. 1 haftada 8 kitap okumuş olduk.

Siyasete atılmayı düşünüyor musunuz? Ve Türkiye’nin dünyadaki konumunu nasıl görüyorsunuz?

 

Şuan düşünmüyorum ama ileride olabilir. Türkiye’nin geleceğinde önemli ülkeler arasında yer alacağına inanıyorum. Ve derneği de kurmak istememizdeki en büyük gaye buydu aslında. Biz ticaret, politika, ekonomik anlamda çok iyi noktalara gelebilir çok iyi işler yapabiliriz. Ama her ne olursa olsun bilimin üretildiği, içeriğin üretildiği bir ülke durumuna gelmezsek entelektüel sermaye yani okuyan, yazan, üreten, yazdığı makaleler yabancı dillere çevrilen, ürettiği ürünler yurtdışında kopyalanan hale gelmemiz gerekiyor ki ülke olarak o zaman dünya konjonktürün de önemli bir ülke haline gelelim. Biz bu hayallerle derneği kurduk.

Gelişen teknoloji kitap okumayı etkiliyor mu?

Teknoloji kitap okumayı olumlu etkiliyor. Çünkü benim bu yoğunluğum arasında okumak istediğim 20 kitap var. Ben hepsini aynı anda nasıl yanımda taşıyacağım. Ama teknoloji sayesinde hepsini yanıma alıyor ve okuyabiliyorum. Teknoloji kitap okumayı yok etmez. İnsanlar okusun da nasıl okurlarsa okusunlar. Tablete yükledikleri kitapları dahi okumuyorlar.

Ülkemizde kitap okumak yerine televizyon dizisi izlemek tercih ediliyor bunun nedeni nedir sizce?

Kitapları da televizyon kadar eğlenceli hale getirmek lazım. Ruppit diye bir uygulama var. İnsanların dakikada kaç kelime okuyabildiğini gösteriyor. İnsanlar çok yavaş okuyor ülkemizde biz Düşün Taşın Derneği olarak insanların hızlı okuma alışkanlıklarını arttırmak istiyoruz. MEB’le yaptığımız araştırmada insanların yavaş okudukları için kitap okumaktan sıkıldıklarını keşfettik. 2 senedir Türkiye hızlı okuyor projesi üzerinde çalışıyoruz. Eğitime hızlı okuma derslerinin dâhil edilmesini istiyoruz. Benim okuma hızım 140 civarındaydı artık 350 kelime okuyorum. Hızlı okumak insanın konsantrasyonunu arttırır. Süratli giden bir araba düşünün kaza yapmamak için konsantre olursunuz ama yavaş giderken yanınızdaki ile sohbet eder müziğinizi dinlersiniz. Kitap okumakta buna benzer.

Üniversite öğrencilerine başarı için tavsiyeleriniz nelerdir?

İyi işlerde çalışmaya çalışsınlar. Bu bir kulüp faaliyeti olabilir, organizasyonlar düzenlemek olabilir, üniversitedeki akademisyenlerle oturup sohbet etmek olabilir. Yeter ki bir şeyler yapsınlar bunları yaptığı zaman insan kendisini tanıyor. Öğrenciler zannediyor ki mezun olunca masa başı işim hazır. Hiçbir mülakatta sizin muhasebe dersinde aldığınız notu sormuyorlar. Sen bu üniversite öğrenciliğin süresince ne yaptın diye soruyorlar. Benim blog sayfam var, ben bu kişilerle röportaj yaptım, haberlerim bunlar diyebilmeliler. Benim son tavsiyem bu proje üzerine çalışmaya başlasınlar.

Selim Çavuş ile değerli cümleler bir araya geldi.Söyleşi gerçekleşti.Kainatı okuyun, insanları okuyun son olarak sözün bittiği yer kitap okuyun.

Teşekkürler Selim Çavuş

Toprağa göm(dür)ülen kitaplarımız

Yayınlandı: Nisan 2, 2014 / HABER / GÜNCEL
Etiketler:,
Resim
Cumhuriyetin ilk yıllarında hakaret edecekler, yakıp satacaklar diye kitapları tarihi caminin bahçesine gömdürmüş dedelerimiz… 1967’de öğretmen olunca, köye gittim. O zaman işte bu kitapları toprak altından çıkardım. Çoğu el yazması Arapça… Aralarında bin yıllık el yazması dünyada tek olan Buhari nüshası da var.Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşadıkları sıkıntıları anlatan Prof. Dr. Cevat Akşit, İslam’ın temel kaynaklarından Hadislerin yer aldığı Buhari’nin el yazması eserinin de toprağa gömülerek korunduğunu söyledi. İşte Akşit’in anlattıkları: Medreseler kapanınca biliyorsunuz, dedelerimiz hakaret edecekler, yakıp satacaklar diye kitapları tarihi camiinin bahçesine gömdürmüşler.. Denizli Yatağan’da medrese varmış, dedem kitaplar çiğneneceğine, yırtılacağına toprağı kazdırmış gömdürmüş.. Ben de 1967’de öğretmen olunca, köye gittim. 5 ay kaldım. O zaman işte bu kitapları toprak altından çıkardım. Topraklar arasında bunları buldum. Kalan kısmına ulaşabildim. Çoğu el yazması Arapça.. Çini mürekkebiyle yazılmış.. Bunlar arasında yazma eserlerden bin yıllık olan var. Mesela el yazması dünyada tek olan Buhari nüshası var. Hem de bizzat yazan hoca da var, ‘falan tarihte şurda yazdı’ diye bilgi de var.. Burdan (İstanbul’dan) uzmanlar gitti incelediler.. Bakımını yaptılar..

– Kimden duydunuz kitapların gömülü olduğunu?
Toprak altında olduğunu amcalarımdan duydum. Babam Ömer Nasuh Bilmen’e 11 yıl oda arkadaşlığı yapmıştı. Dedelerimiz Akseki’ye bağlı Alanya’dan Yatağan’a gelmişler.. 400 sene dedelerimizin kurduğu medrese hizmet vermiş..

– Atatürk deyince meşrulaştı
1965-67 arasında topçu okulunda yedek subay olarak askerliğimi hatırlıyorum, üç taburda gusül abdestini bilen 8 kişi ancak çıkmıştı. Cemal Tural Genelkurmay başkanı, o zaman askerde herkes 3 saat kumar oynuyor boş vakitlerde.. Ben de bir köşede Elmalı hocanın tefsirini okuyorum. Bir tane binbaşı geldi, ‘Bu nedir?’ diye kızdı, ben, “Atatürk’ün emriyle yazılan tefsir’ deyince ‘öyle mi’, dedi, benim tefsir meşrulaştı. O zaman her gün istediğin kadar okuyabilirsin dedi.

– Günümüzde onlarca şeyh var..?
İsmet Paşa döneminde genelge var.. Allah, Muhammed, İslam ve cihat kullanmayacaksınız denmiş.. Öyle olunca da devir geçmiş cahiller söz sahibi olmuş..

Muharrem Coşkun’un Prof. Dr. Cevat Akşit röportajı
(Star Gazetesi)

 

Yayınlandı: Ağustos 13, 2013 / KÜLTÜRÜN VE SANATIN MANTARI
Etiketler:, ,

"Kitaplığınızdaki binlerce kitabı görüp de ‘Bu kitapların hepsini okudunuz mu?’ diye soranlar, kitap okumayan kimselerdir." Doğan Hızlan“Kitaplığınızda ki binlerce kitabı görüp de ‘Bu kitapların hepsini okudunuz mu?’ diye soranlar, kitap okumayan kimselerdir.” Doğan Hızlan

Çok gezen mi daha iyi bilir, yoksa çok okuyan mı? Peki ya bir yandan okurken diğer yandan da gezme imkânı bulanlar?

Türklerin özlemini çeken Hayfa‘dan “Muhteşem Osmanlı İmparatorluğu” sergisinin yapıldığı Japonya‘ya; Karlofça Antlaşması’nın imzalandığı ve bir daha Türklerin girmemesi için kapıların örüldüğü Sırbistan’dan Türkiye tarihinin önemli dönüm noktalarının yaşandığı Şam‘a; 19. yüzyıl Kafkasya’sından kovulan halkların Osmanlı tarafından yerleştirildiği Ürdün‘den dünyanın en orijinal müzelerine sahip İran‘a; her köşesi tarih olan St. Petersburg’tan Orta Asya medeniyetini gözler önüne seren Buhara‘ya; coğrafi konumu, mimari güzellikleriyle gezip görmeye değer ve her birinde Osmanlı Balkanlarının trajik bir sahifesi yatan Tuna kalelerinden etnik bakımdan renkli olması hasebiyle “karışık dondurma” denilen Makedonya‘ya; Balkanlarda Osmanlı dönemini en çok yaşatan Prizren‘den en iyi muhafaza edilen Türk halılarına sahip Erdelkiliselerine; yıllarca savaş halinde olmamıza rağmen kültürümüzden etkilenen eskiAvusturya‘dan tarihinde Mustafa Kemal gibi büyük komutanlar yetiştiren Selanik‘e, bir ucu Türkiye’ye bir ucu Britanya adalarına uzanan, medeniyetin merkezi Roma‘dan arşivleri ve müzeleriyle meşhur Vatikan‘a; Otranto‘dan Venedik‘e; Estonya‘dan Ukrayna‘ya;Japonya‘dan Singapur‘a, Louvre Müzesi‘nden British Museum‘a muhteşem bir yolculuk…