Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü görevinde iken 24 Ocak 2001 günü saat 17:40 sıralarında makamından Valilik Binası’na makam aracıyla seyir halinde iken, Sezâi Karakoç Bulvarı üzerinde Et Balık Kurumu ile Eflatun Park arasında, kimliği belirsiz kişilerce pusuya düşürülerek açılan ateş sonucu olay yerinde şehit edildi. Bu cinayet hâlâ çözülememiş olmakla birlikte, Hizbullah tarafından işlenildiği iddia edilmektedir. Hakkında pek çok gazete yazısı ve kitap yazıldı. Ayrıca Gaffar Okkan’ın hayatını ve bu suikastı konu alan “3310 Öldürüldü” isimli kitap Emrah Gürkan tarafından kaleme alındı.

ali-gaffar-okan-medyatik-bakis

 

Reklamlar

12375017_922908741096167_5442145778997743465_oIMG_4780

IMG_4671IMG_4641IMG_4668

Görsel  —  Yayınlandı: Ocak 11, 2016 / SÖYLEŞİ / RÖPORTAJ
Etiketler:, , , ,

Resim 063IMG_3314IMG_3358

Kendisini 15 Mart 2030 da saat 10.27 de savaşları durdurmaya adamış, “Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım”, “Adam Dediğin Benim Gibi Olur” , “İflas Etmenin Yolları” , “Dünyanın En Akıllı İnsanından Masallar” , “Sadece Aptallar 8 Saat Uyur” , “Yerim Seni ÖSS” , “Sen Şimdi Gidecen Ya Cehennem’in Dibine Git”, “Sadece Başbakan Okusun”, “Azrail’in Secde Ettiği Adam” , “Parayı Bulduğum An Alayını” , “Kashna Felsefesi” gibi kitapların yazarı. Dünyanın en akıllı adamı olduğunu notere tasdik ettiren Erdal Demirkıran, özgeçmişini silmiş, öz geleceğini ise seminerlerle paylaşıyor. Demirkıran“Daima en iyi ol! Anıların bile ürkütsün insanları. Geldiğin gibi gitme. Geçip giderken, tozu dumana kat. Hayatını anlatılanlarla değil, bildiklerinle yaşa. Bir şeyi yaparken en iyisini yap. Cehennemde bile en iyi sen yan!” diyor. Hayatı ve kendisini çok seven Demirkıran kendisini filozof olarak tanımlıyor. Aynı zamanda kolej, dershane, şirket gibi kuruluşlarda dahi yetiştiriyorResim

Erdal Demirkıran kimdir? Neden dünyanın en akıllı insanı unvanını aldı?

 Çok içine kapanık, elleri cebinde, başı önünde dolaşan bir üniversiteliydim. 18 Haziran 1993 günü, derste arkadaşlarla otururken hocanın sorduğu bir soruya yanıt verdim ve rezil oldum. Odama kapanıp yazmaya başladım. Pasif olmaktan, rezil olma korkusundan kurtulmak zorundaydım. Sosyal hayata girmeliydim. Değişmeliydim. Birine 40 kere deli dersen deli olur’ sözü aklıma geldi ve başladım yazmaya. Aylarca bulduğum her boş kâğıda ‘Ben akıllıyım’ yazdım. Sonra işi abartıp ‘Ben dünyanın en akıllı insanıyım’ yazmaya başladım. Ve artık kendimi dünyanın en akıllı adamı olduğuma inandırdım.

 

Dünyanın en akıllı insanı olduğunuzu söylüyorsunuz. Neye göre en akıllı insansınız?

Akıl üretmek demektir. Benim uluslar arası düzeyde 330 tane projem var. Ben çok bilgiliyim demiyorum, akıllıyım diyorum aynı şey değildir. Q testinde akıl ölçülür ne kadar bildiğin ölçülmez. Güneşe nasıl çıkılacağının dahi formülünü yazmış adamım. Benim yaptığım proje bir özgüven projesidir. Birazdan sahneye çıktığımda herkes aynı şeyi söyleyecek. Neye göre akıllı olduğum sorusunun cevabı: “bana göre”. Bir adamda diyor ki: “ben dünyanın en salak adamıyım” tamam kardeşim olsun o zaman, yapacak bir şey yok ben itiraz etmem. Ben filozofum benim işim felsefe bana çözümsüz sorular getireceksin ben çözerim. Benim işim bu zaten. Benim 11 tane yayınlanmış kitabım var. Onun dışında yazdığım ve yayınlamadığım 3 kitabım daha var.15 tane kitap yazmışım toplamda. Benim yaptığım tek şey bu insanları harekete geçiriyorum onların zihinsel performanslarını en iyi şekilde kullanmalarını öğretiyorum.

Çevrenizdeki insanlara “ben dünyanın en akıllı insanıyım” dediğinizde ne tepki veriyor?

Annem, oğlum sen deli misin, neden böyle şeyler söylüyorsun yavrum dediği gün “Yok anne deli değilim; ben dünyanın en akıllı insanıyım.”diye ısrar ettim. “Olsun oğlum sen yine de kimseye söyleme” diye ısrar etti. Hele babamın duyması çok daha fenaydı. Duyar duymaz gözlerini kapamıştı; babam ağır küfredeceği zaman gözlerini yumar.(gülüşmeler) Üniversitedeki arkadaşlarımın tepkisi daha ilginçti; ben diyorum “Dünyanın en akıllı insanıyım.” Onlar diyor “lan oğlum az akıllı ol.” Dünya barış zirvesini yapacağıma inanan o zaman 4 yaşında olan kızımdı. Yavrum hadi savaşları durduralım dediğimde o da bana hadi baba demişti. 25 yaşındaki bir gence sorduğumda nasıl dedi. 35 yaşındaki kişi hadi canım sen de, bir kere de mantıklı bir şey söyle diyordu. 60 yaşındakilerse reddetmekle kalmayıp bir de alternatif çözüm üretiyorlardı: “Bırak bu saçma sapan işleri de sigortalı bir işe gir hem emekli olursun ne güzel.”(gülüşmeler)

 

“Tüm pişmanlıklar beyni küçültür.”demişsiniz. Hiç pişmanlık duymadan yaşamak mümkün mü?

 Hiç pişman olmadan yaşamaya kalkmayacaksın. En az pişman olarak yaşamaya çalışacaksın. Mümkün mertebe en az keşke ile yaşa. Sen bir üniversiteye başladın işletme okuyorsun keşke iletişim okusaydım diyorsun. O zaman çık iletişime geç. Okul bittikten sonra daha büyük bir keşken olabilir. Bunları minimize etmekten bahsediyorum.

Web sitenizde 2030 yılında neler olacağını yazmışsınız. Bir insan geleceği görebilir mi?

 Benimkisi bir öngörü. Bana çok saçma bir soru geliyor. Erdal Bey siz o tarihte yaşayacağınızı nerden biliyorsunuz. Bana ne ya! Ben o güne kadar ölürsem o benim sorunum değil. Onu benim karım düşünsün, kızım düşünsün, kardeşim düşünsün. Beni ilgilendiren bir şey yok ortada. Ben bir plan yapmışım ona doğru gidiyorum. Plan tutarsa tutar, tutmazsa önemli değil yani. Hani Necip Fazıl’ın bir sözü var “ Hey gidi küheylan, koşmana bak sen! Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!” bunun adı bir hedeftir. Senin 3 gün sonra için yaptığın seminer hedefiyle benim 30 sene sonra yaptığım aynı mantık. Çünkü ikisi de gelmemiş bir tarihtir. Hatta biz ne diyoruz. İsrailliler büyük orta doğu projesini 100 yıl önce yaptılar demiyor muyuz? Hatta bu yüzden başardılar demiyor muyuz? Onları örnek almak adına söylemiyorum. Bu bir hedef belirleme tekniğidir. Ben buraya bunun için geldim benim eğer 2030 hedefim olmasa benim ne işim var burada gider evime çocuğumu severim.

İsminiz kashna felsefenizle birlikte anılmaya başlandı. Bize kashna felsefenizden bahseder misiniz?

 Ben bir filozofum ve benim felsefem bu. Kashna felsefesi insanlara en büyük düşünmeyi öğretiyor. Büyük düşünmeyle yetinme en büyük düşün diyor. Daha büyük düşünen kimse kalmayacak yani.

Küçük hedeflerle başlayıp sonunda büyük hedeflere ulaşmalıyız diyenlerde var.

 Öyle bir şey yok. Önce dev bir hedef koy önüne, sonra hedefini böl. Ben tam tersini iddia ediyorum. Zaten hedefe ulaşmak için adım adım gideceksin istesen de zıplayamazsın. Mesela ben şimdi bir adım atıcam o kapıya doğru gideceğimi bilmezsem adım atarım ama nereye gittiğimin farkında olmam. O yüzden ben küçük düşünmeyi reddediyorum. Ve biz her şeyden önce halifeyiz. Allah bizi yeryüzüne halife yaratmış. Bunu bakara suresinde 23. ayette Allah anlatıyor. Sizi halife var edicem yeryüzüne diyor. Ve o biziz. Allahın halife dediği bir adamın küçük düşünmesi söz konusu olabilir mi?

 

Günümüz gençlerine hatta sizi okuyan her yaş grubundan kişilere ne söylemek istersiniz?

 İnsanın mutlaka büyük bir hedefi olması lazım bende kendime savaşları durdurmayı seçtim. Ben diyorum ki 15 Mart 2030 da saat 10.27 de savaşları durdurucam. Sizde yardımcı olunda beraber durduralım.

SÖYLEŞİ: BİLGE NUR KENET

mujica 2

“En yoksul devlet başkanı olarak anılıyorum ama kendimi yoksul hissetmiyorum. Yoksul insanlar sadece pahalı bir hayat tarzına sahip olmayı sürdürmek adına çalışan insanlardır ve her zaman daha fazlasını, daha fazlasını isterler”

 

İzmir’i ziyaret eden Uruguay eski Devlet Başkanı Jose Alberto Mujica Cordano, söyleşi için geldiği Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde izdihama neden oldu. Jose Mujica, söyleşi sırasında kendisine yöneltilen soruları cevapladı. Nobel Barış Ödülü’nü reddetmesine ilişkin görüşleri sorulan Mujica, “Bu kadar savaş dolu bir dünyada ne yüzle Nobel Barış Ödülü veriyorlar? İşte bu yüzden şöyle düşündüm; ‘Ben bunu reddedeyim, başkası alsın.’ Çünkü dünyanın her köşesinde savaş var. Bu aslında bir depresyondur. Bugün teknolojik gelişme karşısında bile hala savaş var ve savaşın en büyük maliyeti hiç de savaşta sorumluluğu olmayan taraflara çıkıyor. Burada kimsenin kafa karışıklığı yaşadığını düşünmüyorum. Şöyle bir mevzu var; kavga etmenin başka türlü de yöntemleri vardır. Modern şekillerde, insanları organize ederek, onların gücünü, beynini kullanarak, insanların zihniyetini kullanarak da savaşsız mücadele mümkün. Böylece acılara da neden olmazsınız. Çünkü teknolojik gelişmeler ve ilerlemeler sadece zengin olanlara ve hükümetlere yarıyor. Bence dünyanın tüm halkları barış için, umut için bir araya gelmeli, savaşa hayır demeli” dedi.

Bir-Beş-Yıl-1

Yoksulların üzerinde çok fazla baskı olduğunu, fakir dendiğinde halktan değil bireyden bahsedildiğini ancak bunun tartışılması gerektiğini dile getiren ve sadece bir çantayla yaşamayı da öğrenmenin gerektiğini vurgulayan Mujica, “Çok az materyalle, çok az eşyayla. Bu, bu tarz bir algı. İşte o yüzden meslektaşlarımla, yoldaşlarımla, özgürlüğümüze düşkünüz, özgürlüğümüzü seviyoruz. Peki özgürlük nedir? Bireyselliktir. Çok fazla vakti olmaktır ve bu vakitte arzu ettiğini yapabilmektir özgürlük. Ama tabii ki diğerlerini yargılamadan. Bir şey satın aldığınız zaman bunu aslında parayla satın almıyorsunuz. Bu parayı kazanabilmek için yaşamınızdan bir zaman ayırıyor ve bu zamanla almak istediklerinizi alıyorsunuz. Eğer şansınız varsa, bu zamana sahipseniz; asıl zenginlik budur. Bazı eşyaları alırsınız, ama yaşamdaki zamanı satın alamazsınız. Süpermarkete gidip ‘Bana beş yılımı verir misiniz?’ diyemezsiniz” ifadelerini kullandı.

 

IMG_3175

12 Eylül darbesinden sonra tutuklanan ve 1991’de Şartlı Tahliye Yasası ile tahliye edilmesine rağmen 1993’te tekrar tutuklanan Tahir Canan Yeni Kanunlaşan 4. Yargı Paketi kapsamında toplam 32,5 yıl tutukluluğun sonunda 30 Nisan 2013 tarihinde saat 15.30 itibari ile Bandırma M Tipi Cezaevi’nden tahliye edilmişti. O günleri anımsamak istemeyen Canan, Türkiye’nin en uzun süreli siyasi tutuklusu olarak biliniyor.

Haber: Bilge Nur Kenet

Gaziantep’de karısı ve üç çocuğuyla oturduğu mahallede sağ görüşlü 1 kişinin öldürülmesi ve bir kişinin de yaralanması üzerine 25 Mayıs 1979 günü Tahir Canan’ı “siyasi amaçla adam öldürmek” suçundan içeriye alıyorlar ve 32 yıllık mahkumiyet hayatı başlıyor. O günleri anımsamak istemeyen Tahir Canan: “Benim üzerime birçok cinayet attılar ama benim hiç biriyle alakam yoktu. 1979 yılında hapse girdim. Üzerime bir cinayet attıklarında yıl 1978 idi. Ben bundan dolayı hapse girmemek için 1 yıl firar gezdim. Bu olay Gaziantep’te yaşandı. Benim üzerime komşumu öldürdüğüme dair bir cinayet atıldı ki, o saatte benim yanımda en azından 15 kişi vardı. Bu deliller olmasına rağmen beni 1 kişiyi öldürmek ve 1 kişiyi de yaralamak suçundan yargıladılar 36 yıl ceza verdiler. 12 yıl sonra şartlı tahliye yasası çıktı ve küçük oğlum İlhan ancak 13 yaşındayken beni görebildi. Kendime yeni bir hayat kurmaya başlıyordum ki 1993 yılında Yine bir mayıs günü Malatya’da bir akraba ziyaretindeyken gözaltına alındım. Bu kez suçum Türkiye Devrimci Komünist Partisi (TDKP) üyesi olmaktı. Bütün kâbuslar geri geldi. Gözaltı, işkence, mahkeme, 12,5 yıl hüküm… Yine dört duvar, yine beklemek. İkinci tutuklamayla birlikte şartlı salıverme yasasıyla tahliye olduğum infaz da yandı. 36 yıllık ceza geri döndü ve hüküm verildi: Önce 12,5 yıl, ardından infazı yanan 36 yıllık ceza yatılacak. İçeride okudum, yazdım, tahtadan abajurlar yaptım, şallar ördüm ve bekledim. İçeriye girdiğim de 26 yaşımdaydım şimdi ise 60 yaşımdayım” diyen Canan, “Biz istesek de istemesekte her şey değişir. İçeriye girdiğim dönemde ne bilgisayar vardı ne de cep telefonu. Telefonlar posta hanelerden belirli saatlerde kullanılıyordu. Şuan birçok şey bana o kadar yabancı geliyor ki cezaevinde geçirdiğim işkenceli zor günlerden sonra” diyor.

“Ben oradaki işkenceleri anlatmaya kalksam ne zamanım yeter ne de ömrüm”

“İnsanın saçlarını ve bıyıklarını tek tek yoluyorlardı, askıya asıp elektrik veriliyordu, bunları tekrardan anlatarak yaşamak istemiyorum aslında. Biraz ötelemeye çalışıyorum. Ama ne kadar öteleyebilirim yaşadıklarımı. Bir gün bana serum vermeye başladılar neden serum verdiklerini pek anlayamadım. Oysaki ben 8 gündür aç ve susuz kaldığım için böbreklerim parçalanma noktasına gelmiş o anda beni bir masaya oturtup serum vermeseler ben ölmüş olacaktım. En ilginci de çelik tek gözlü bir dolaba bizi kıyafetsiz bir şekilde koyuyor üzerine de bir ıslak battaniye sarıyorlar ve vücut ısısı ile kurumasın diye üzerinize yukarıdan damlayan bir su var. Bunu yaşattılar bize. Demek ki insan vücudu çok farklı işliyor. Normalde olsa hemen zatüre oluruz, ölürüz ama hiçbir şey olmuyor. Demek ki beynin kendine göre bir motivasyonu var ki oradan herhangi bir hastalığa yakalanmadan çıkıyorsun” diyen Canan “Yaptığımız işlerin başımıza böyle bir şey açacağını düşünmedik belki düşünseydik başka bir yere gitme durumumuz olurdu. Ben o yıllarda asıl mesleğim olan terziliği yapıyordum ve inatla ben buradan ayrılmam dükkânımı başka bir yere taşımam demiştim. İnsanın mücadelesinin bitmeyeceğini Ali Ufuk Arıkan’ın yazarlığında “Büyük Tutsaklık” kitabında anlatmaya çalıştım.”

IMG_3183

“Bu hukuk burada bitmez hak aramakta sınır yok”

12 Eylül olayları kesinlikle bir insanlık suçudur diyen Canan, hapisten çıktıktan sonra devlete 10 yıl hatalı infaz uygulaması nedeniyle dava açtığını ve daha sonra davayı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığını ifade etti. “15 Nisan 2013 tarihinde meseleyi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdım. O mesele üzerine karar vereceğine eksik evrak meselesine takılmış” dedi. Bunun üzerine kararların asıllarının mahkemelerde olduğunu ifade eden Canan, yaşadıklarını şöyle anlattı: “İşleri yokuşa sürmek, aslında, suç işleyenleri suça teşvik etmek demektir. Anayasa Mahkemesi de bunu yapmakta. Mesele ne idi: hakkımda hatalı, yanlış infaz uygulaması idi. Devletin yanlışları nedeniyle 32 yıl cezaevinde yattım. Bunun son 10 yılı da hatalı infaz uygulamasıydı. Hatalı infaz uygulaması nedeniyle ilgili mahkemelerden davacı oldum. Aslında eksik evrak diye bir şey de yok. Evrakların hepsi sağlam ama aslı değil fotokopisi. Anayasa insan hakları mahkemesi (AİHM) de hiçbir başvurucudan evrakların aslını istemez. Israrla evrakların fotokopisini ister. Dosyada olan evrakların aslını Adalet Bakanlığı’ndan ister, temin eder.” Aslının temininin çok zor olduğunu ve uğraşarak ancak 15 yılda temin edilebileceğini söyleyen Canan, “Maksat işi yokuşa sürmektir” dedi.

Tüm bu davalar ve yaşananlar unutulmazken Tahir Canan, huzuru kitaplarda arıyor. Gebze’de açtığı sahafta (Özgürlük kitapevi) ziyaretine gelenleri kabul eden Canan, “İlkokul öğrencilerine sponsorlar aracılığıyla kitap yardımı yapıyoruz ve yazarlarıyla buluşturuyoruz” dedi.

14.04.2006 tarihli evrensel gazetesi bu halde verilmişti Tahir CANAN a...

14.04.2006 tarihli Evrensel gazetesi hapishaneye bu halde verilmişti.

12 Eylül utanç müzesinden

12 Eylül utanç müzesinden Tahir Canan’ın cezaevinde yaptığı elişleri