‘KÜLTÜRÜN VE SANATIN MANTARI’ Kategorisi için Arşiv

“Balat’ta bir kütüphane ağzına kadar eski kitap dolu. Yetkili birisi kağnı arabası kiralıyor. Diyor ki bunları boşalt, Haliç’e at. O kitapları adam yüklüyor arabasına götürüyor Haliç’e atıyor. Bir seferinde de bunu Avusturya sefiri görüyor. Diyor ki bu kitapları satar mısın? 15 liraya bir araba kitabı alıyor sefir götürüyor. Bu kitapların içinden ne çıkıyor biliyor musunuz? Dünyada tek nüshası olan İbn-i Sina’nın kendi eliyle yazdığı eser El-Kanun fi’t-Tıb. Bugün o kitap Viyana müzesindedir. Profesör, “Biz eczacılık fakültesi olarak, Türk devleti olarak bir kopyasını istedik vermediler” diyor. Niye versinler ki iyi etmişler. Sen malına sahip çıkma… Bir zamanlar böyle, çocukluğumda yaşadım. Evinizde bir Arapça Kur’an ya da Arapça kitap oldu mu suç olarak alıp götürüyorlardı sizi. Kimi gömdü, kimi denize attı korkudan. Büyük bir hazinemiz telef oldu.

Reklamlar

april-fools-daySoru: 1 Nisan Şakası’nın gerçek çıkış sebebini bildirirseniz sevinirim. Kimileri Endülüs’ün bu tarihte düştüğünü, Haçlı Ordusu komutanının sözünden caymasının o güne rastlamasıyla ilgili olduğunu söylüyorlar.

Cevap: Bunu Endülüs’ün düşmesiyle alakası yoktur. Son kale Gırnata’nın düşüşü 2 Ocak 1492’dir. 1 Nisan, esasında Batı’daki bir takvim değişikliği sırasında yaşanan şaşkınlığın ürünüdür. Takvim reformuyla yılbaşı 1 Ocak’a alındığı halde onu hala 1 Nisan’da zanneden aymazlara karşı yapılan şakalardır. İngilizce’de Nisan Aptallarının Günü (April Fools’ Day) şeklinde geçmesinin sebebi budur.

Mustafa Armağan

Firuzan YolyapanNe vakit şiir yazdığını hiç bilmedik. Bitirdiği zaman getirip okurdu. Ben en çok “Açsam Rüzgara Yelkenimi” şiirini severim. Ama ağabeyimi çok sevdiğim için hep güzel gelirdi. Bir de rubaisi var: “Ömrün o büyük sırrını gör bir bak da, bir tek kökü kalmış ağacın toprakta. Dünya ne kadar tatlı ki binlerce kişi kolsuz ve bacaksız yaşayıp durmakta.Bu şiiri engelli insan gördüğüm zaman hatırlıyorum. Hayatımda gördüğüm her şey bana ağabeyimi çağrıştırıyor.

Şişli’ye yeni taşınmıştık. Bir gün misafirler de vardı, oturuyorduk. Birden kayboldu ortalıktan. Ben balkona sigara içmeye gittiğini tahmin ettim. Yanına gittim. Üzerinde beyaz çizgili bir gömleği vardı. Babam sigara içtiğini biliyordu. “Ağabey, buna bir son vermelisin, gel içeride iç, babam biliyor” dedim.Bana bir sarıldı, “Fırfırcığım, babamın 3 günlük ömrü kaldı, onu kırmaya değer mi” dedi. 3 gün sonra da kendisi öldü.

Futbolu çok severdi. Koyu Galatasaraylıydı. Formaları, futbol takımı vardı. Sokakta ayağına taş ya da başka bir şey gelmesin, hemen vururdu. Bu yüzden ayakkabılarının uçları hep aşınmıştır. Çok sonradan ayakkabılara merak saldı. Kendisi boyatırdı hep ayakkabılarını. Çok güzel türkü söylerdi. Güzel sesli değildi, ama benim sesim gibi bozuk da değildi.

Şehir Tiyatroları “Saygılı Yosma” oyununun çevirisini istemiş, çeviri Ankara’da birinin evinde kalmış. Ankara’ya onu almaya gitti. Orada çukura düşmüş. Döndüğünde pantolonunu çekti, bize gösterdi.Dizinden aşağı doğru kanama olmuş, kabuk bağlamış. “Az daha gazetede Orhan Veli gazete çukurunda ölmüş diye okuyacaktınız” dedi. Kısa bir süre sonra da öldü. Ama kafasında herhangi birşey yok o zaman.

Füruzan Yolyapan
(Orhan Veli’nin kardeşi)

tumblr_me7s9k9xzr1qzh02oo1_500

Metin Eloğlu, İçli Dışlı, sf. 135

“İnat bu ya, erkencecik gittim; Orhan yok, bekle bekle, Orhan yok! Akşam gazeteleri verdi kötü haberi. Ağlak değilimdir; ama gözlerim yaşardı durdu uzun süre… Gömülüşünde bulunduğum tek kişi de odur. Tüh! Otobosta yanıbaşımda Ahmet Hamdi Tanpınar vardı: öğretmeniymiş meğer Orhan’ın. Ne dese beğenirsiniz: “Hayret, Orhan ölecek adam mıydı?” Sanki kendi ölecek adamlardanmış gibi… “

STANBUL HANIMEFENDİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, yakın çevresini resimlemeyi tercih eden bir sanatçı. Son Osmanlı Sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’nın oğlu olan Osman Hamdi’nin çizdiği bu resimdeki kadının da kim olduğu tam olarak bilinmemekle beraber, Osmanlı Hanedanı’ndan biri olduğu tahmin ediliyor. Bazı çevrelere göre bu kadın, Fransız modasının Osmanlı’daki yansımasını göstermek için resmedildi. İstanbul Hanımefendisi, oryantalist resmin çok başarılı bir örneği. Osman Hamdi tabloda, Batılı ressamlardan farklı şekilde, Doğu’da yetişmiş biri olarak kendi toplumuna bakıyor. Türk resim sanatında, tam boy olarak bir insanın resmedilmesinin de ilk denemelerinden biri olması, tablonun önemini artırıyor. Boya ve ışık olarak son derece dengeli bir resim.
8 MİLYON YTL

KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ / OSMAN HAMDİ BEY

Bir rivayete göre Osman Hamdi’nin burada resmettiği kişi, içinde bulunduğu yapının penceresinden dışarıda yapılan bir idamı seyrediyor. Gerçekteyse resimde görünen Kaplumbağa Terbiyecisi, bizzat Osman Hamdi’nin kendisi. Osman Hamdi, bir üslubun peşinde (Oryantalizm) koşan ilk ressamlarımızdan biriydi. Bu nedenle tüm resimleri önemli. Tablonun tekniği mükemmel olarak niteleniyor. Osman Hamdi, kaplumbağaların dizilişinden tutun pek çok detayı defalarca çizerek bu tablo için ciddi bir ön hazırlık yaptı.
5 MİLYON YTL

 

 

NARLAR VE AYVALAR / ŞEKER AHMET PAŞA

Şeker Ahmet Paşa, Paris’teki dünyaca ünlü Louvre Müzesi’ne hayattayken eseri kabul edilen ilk Türk ressamı. Bu nedenle neredeyse tüm resimleri önemli. Geometrik açıdan sepetteki ayva ve narların dizilişi ve birbirleriyle oluşturduğu kompozisyon, resmin en dikkat çekici özelliği. Narlar ve Ayvalar adlı natürmotun bir diğer özelliğiyse, ışığın ve renklerin birbiriyle oluşturduğu uyum ve resmin gerçekçi duruşu. Şeker Ahmet Paşa ile ilgili bir not daha: Osman Hamdi’nin hocası Jean Leon Gerome kendisine üstat (mon maitre) diye hitap ederdi ve Fransa Devlet Nişanı (Legion d’honneur) ile onurlandırılmıştı.
1.3 MİLYON YTL

RÜSTEM PAŞA CAMİİ / OSMAN HAMDİ BEY

Osman Hamdi, Osmanlı’daki ilk güzel sanatlar akademisini açtığı için önemli bir ressam. Resim sanatının Osmanlı’da resmi olarak başlamasını sağladı ve resimle ilgilenen sanatçılar bu dönemden sonra mesleğe kavuştu. İlk arkeoloji müzesini açan da oydu. Osman Hamdi’nin tarihsel kimliğinin önemi, resimlerini de değerli kılıyor. Osman Hamdi birçok eserinde olduğu gibi bu eserinde de yine kendisini resmetmiş. Resimde, arkada görünen kapı açık ve belli belirsiz içeriyi görüyoruz. Sanatçı burada dış mekânı ve içeriyi aynı anda okuyor. İçerinin tamamı görünmüyor çünkü sanatçı, mekânın içindeki manzarayı izleyicinin hayal gücüne bırakıyor. Osman Hamdi, bu resminde oryantalizmin kurallarını yıkmaya ve daha doğal bir ortam yaratmaya çalıştığı için tablo son derece değerli.
850 BİN YTL

 

 

HALİÇ / NACİ KALMUKOĞLU

Naci Kalmukoğlu, Rus empresyonizminin izini süren bir ressam. Eğitimini Rusya’da tamamladıktan sonra nüler ve portreler yaptı. Manzara çalışmalarının sayısıysa oldukça az. Eserin değerli olmasının bir nedeni de bu… Kalmukoğlu, manzara resimlerini bir nevi gezi notları olarak çiziyor, beğendiği yerleri kendi yorumuyla tarihe not düşüyor. Kalmukoğlu’nun bu resminde fırça vuruşları ve ışık değerlerini dağıtması çekici. Bu resim, eski Halil Bezmen koleksiyonunda bir başyapıt olarak bilinirdi.

650 BİN YTL

ÜSKÜDAR / İBRAHİM ÇALLI

İbrahim Çallı’nın bugüne kadar satışa sunulan en önemli eserlerinden biri. Resmin önemi, ressamın paletindeki tüm renkleri ustalıkla kullanmasından geliyor. Resme baktığınızda kendinizi Çallı ile beraber Üsküdar’da, o yıllarda dolaşır gibi hissedersiniz. Çok iyi bir teknikle yapılan resim son derece doğal ve samimi.
600 BİN YTL

 

 

SOKAK MANZARASI / NAZMİ ZİYA GÜRAN

Resimleri ve çalışma tarzı ile empresyonizmi en üst seviyede temsil eden ressamlarımızdan Nazmi Ziya’nın bu eseri başyapıtları arasında gösteriliyor. Sanatçının toplam eser sayısının 500’ü geçmediği biliniyor. Bu nedenle eserleri, sanat camiasında yoğun ilgi görüyor. Sanatçı, tipik tarzı olan değişken ışık anlayışını bu resmine de aktarmış.
560 BİN YTL

 

 

ADADA GEZİNTİYE ÇIKAN KADINLAR / İBRAHİM ÇALLI

Çallı, bu resminde Cumhuriyet’in ve kadınların değişimini bizlere aktarıyor. Tablonun enteresan yanıysa 60 yıl boyunca bir köşkte, kimse tarafından bilinmeden saklı kalması. Çok sayıda resim üreten Çallı, yapıtlarının birçoğunu çevresindeki insanlara armağan ederdi. Bu nedenle İbrahim Çallı’nın halen gün ışığına çıkmamış çok sayıda eserinin bulunduğu tahmin ediliyor.
505 BİN YTL

 

GÖL KENARI / HOCA ALİ RIZA

Hoca Ali Rıza, yıllarca Avrupa’yı görmeden, askeri okulda öğretmenlik yaparak öğrencileri için baskılar üreten bir ressam. Eserlerini, öğrencilerine göstermek ve onlara resim öğretmek için yapıyor. Sanatçı, geleneksel resimlerine Batılı bir tarz katıyor ve bu resmin önemi de buradan geliyor. Empresyonizmi görmemiş, Avrupa’ya gitmemiş Hoca Ali Rıza’nın bu resmindeki ışık değerleri, resim uzmanlarını da şaşırtıyor.
500 BİN YTL

 

KİRAZLAR / SÜLEYMAN SEYYİT BEY

Süleyman Seyyit Bey’in bu natürmortunda kurduğu kompozisyon değerleri, sanat çevrelerinin takdirini topluyor. Sanatçı, bu eserinde kirazları muhteşem bir geometrik kurguda resmetmiş. Ressamın bu tablodaki tekniği de başarılı. Eserde, çok ince bir boya tekniği kullanılmış ve ışıklı renkler tercih edilmiş. Renklerin birbiriyle kurduğu açık-koyu ilişkisi, tablonun bir diğer dikkat çekici özelliği.
487 BİN YTL

 

Kaynak: Milliyet

http://www.camlicabasim.com/pdf/kiyafetler.pdf

‘One minute’ uyarısının benzerinin Enver Paşa tarafından 1917 yılında Amerika’ya söylenilmesi istendiği ortaya çıktı.

Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ‘one minute’ uyarısının benzerinin Osmanlı Ordular Başkumandan Vekili Enver Paşa tarafından 1917 yılında Amerika’ya söylenilmesi istendiği ortaya çıktı.

Enver Paşa, 3. Gazze Savaşı’nda İngiltere ile savaştıkları dönemde Amerika’nın İngiltere’ye destek verdiğini ve Filistin’de Yahudi bir devletin planlandığına dikkat çekiyor. Asıl savaşın Osmanlı Devleti ile ABD arasında yaşandığına dikkat çeken Enver Paşa’nın “kızıl hilal damgalı” gizli belgesi Osmanlı arşivinde ortaya çıktı.

Adanalı Tarihçi Cezmi Yurtsever, Amerika’nın desteği ile İngiltere ve Osmanlı orduları arasında gerçekleşen 3. Gazze savaşı’nın sona erdiği 8 Ekim 1917 tarihinde “Amerika ile savaşıyoruz” mesajının verildiği gizli istihbarat raporunu Dışişleri Bakanlığı’na bildirdiği kaydetti. Yurtsever, “Osmanlı arşivinde Başkumandanlık, şube-2/47420. numara 8280’de kayıtlı bulunan ve üzerinde çok gizli olduğunu yansıtan mektupta şu ifadeler yer alıyor:”Dışişleri Bakanlığına. Filistin’de Yahudi Hükümeti Kurulmasına dair.’ Devletli Efendim Hazretleri. Amerika Birleşik Devletleri Reisi Wilson’un 17-9-1917 tarihli İsviçre gazetelerine gönderilen telgrafların içinde yazılı olanlara bakılırsa işbaşındaki Rusya Hükümeti’ne hususi bir mektup yazıp Filistin’de bir Yahudi hükümeti tesisi kararlaştırılmış olup amaçların gerçekleşmesi için çalışılacağı Rusya’nın dahi yardımda bulunması istendiği Bern Ateşe militerliğinden bildirilmiştir. Bu konuda bilgi sahibi olunması. 8 Kasım 1917. Osmanlı Ordular Başkumandan Vekili Enver.”

Enver Paşa’nın kızıl hilal damgalı gizli mektubunda yazılanları doğrulayan ve Osmanlı ile ABD’nin Filistin’de İsrail Devleti ile savaş halinde olduğunu açıklayan ayrıntılı rapor Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi Paşa tarafından 14 Kasım 1917 tarihinde “Mahremdir(Gizlidir)” başlığı altında Osmanlı Dışişleri Bakanlığı’na bildirildiğine dikkat çeken Yurtsever, raporda Enver Paşa’nın görüşlerini doğrulayan şu görüşlere yer verildiğine dikkat çekiyor: “Filistin’in bağımsız bir hükümet şekline dönüştürülerek idaresinin Musevilere verilmesi Amerika Reisicumhuru tarafından Siyonistlere söz verilmiştir. İngiltere Hükümetinin bu sözlere katıldığı Viyana’da gizlice toplanan Siyonist komitesinin Ameri ve İngiltere Siyonistlerinden gelen raporlardan öğrenildi.

İngiltere Dışişleri Bakanı Balfur tarafından (Siyonizm Destekcisi) Lord Rotschild’e gönderilip hemen her memleketin basınına verilen 7 Kasım 1917 tarihli mektubun içinde yazılı olanlar adı geçen topraklarda (Filistin’de) bir İsrail Hükümetinin kurulması İngiltere’nin kesin kararıdır. 17 Kasım 1917, Viyana Büyükelçisi Hüseyin Hilmi”

Tarihçi Cezmi Yurtsever, gizli belgede Enver Paşa’nın savaştıklarını kişilere desteğin ABD’den geldiğini anlatıyor. Yurtsever, “Osmanlı’ya bağlı Filistin topraklarında Amerika’nın lojistik destekleri ile gerçekleşen 3. Gazze savaşı sonrasında İngiliz ordusu 9 Aralık 1917 tarihinde Kudüs’e girdi. Bu savaşta Osmanlı ordusu 25 bin civarında asker kaybetti. Sayıları 50 bine ulaşan Osmanlı askerlerinin Filistin’in muhtelif yerlerindeki toplu mezarlarının fotoğraflarını çekme ve arşivleme görevi Kudüs’teki Amerikan kolonisi gerçekleştirdi. Çekilen fotoğraflar ABD’nin Kongre Kütüphanesi Filistin tarihi fotoğraflar bölümünde dosyalandı.

Kaynak: Tarih Haber