Gazeteciliğe adanan bir ömür

Yayınlandı: Kasım 3, 2014 / SÖYLEŞİ / RÖPORTAJ
Etiketler:, , , , , , , , ,

resım 2

Yücel Yönal, bugüne kadar kullandığı onlarca fotoğraf makinesini, çok sayıda kurum tanıtım kartını, daktiloları, telefonları, akreditasyon kartlarını evinin bodrumundaki odada sergiliyor. Sivasspor’a lakabını veren ve Âşık Veysel’i ölmeden önce son görüntüleyen kişi olarak 55 yıllık gazetecilik yaşamına ışık tutan Yücel Yönal, hala gazetecilik aşkı ile meslek hayatına devam ediyor.

Yücel Yönal kimdir? Gazetecilik mesleğine nasıl başladınız?

1942 Sivas doğumluyum. Sivas Paşabostan İlkokulu’nda okudum. Atatürk Ortaokulu’nda okurken son sınıfta iki dersten ikmale kaldım yani bütünleme; o zamanlar okula gitmeyip iki sene gezdikten sonra imtihana girip okula gidiliyordu. Ben de bu uzun süreyi değerlendirmek gayesiyle Taşhan içerisindeki Yurt Gazetesinde çalışmaya başladım. Milli hakem Sabahati Hastaoğlu’nun mahalli gazetesinde bu göreve başladım. 4 ay sonra Ankara Yenigün gazetesinin Sivas muhabiri oldum. Bu muhabirliği yaparken yine Ankara’dan Öncü, Vatan ve Ulus gazetelerinde Sivas muhabiri olarak çalıştım. Ankara gazetesinde çıkan haberlerim yine Türk basınında konuşulmuş olacak ki Hürriyet gazetesi Samsun Büro Şefi Rahmi Berksoy telefonla aradı. O yıllarda iletişim yoktur. İletişim olmaması nedeniyle ben postaneye gittim. Rahmi Berksoy ile görüştüm. Samsun Hürriyet’e haber yazmamı istedi. Bana fotoğraf makinesi ve film gönderdiler, o yıllarda fotoğraf makinesi ve film bulmak çok zordu. Yıl 1957 idi. Hem amatör hem profesyonel olduğum yıldı. Babam öğretmendi, annem ilk bayan memureler arasındaydı. Öğretmen okulu imtihanını kazandım. Önemli haberler olduğunda okuldan kaçmaya başladım. 4-5 gün gitmemeye başladığımda babam hayat okulunda kendi kararımı verebileceğimi düşündü. Öğretmen Okulu’nu bıraktım resmen Yurt Gazetesinin mutfağına girdim. Bu arada haberleri daktilo makinesiyle yazıp, aralarına karbon kâğıdı koyup, abone olduğum gazetelere göndermeye başladım. Her gün postacı evimize bağlı olduğum gazeteleri getirmeye başladı. Ve bu durumdan ailem de memnuniyet duyuyordu. Evimize günde 4-5 gazete geliyordu. Gazetecilikte de futbolda olduğu gibi transfer var. Ben Yenigün’den Hürriyet’e çalışan olarak atladım. Milliyet, Cumhuriyet gazeteleri de haber istedi. Onların da muhabiri vardı, aynı gazeteye rakip olarak çalışmaya başladık.

Meslek yaşamınızda unutamadığınız bir anınız oldu mu?

Sivas’ta 43 tane vali görev yaptı. Bu valilerden 27’si ile çalışma zevkini tattım. En çok başarı ödülümü de Vali Lütfullah Bilgin’den aldım. 28 yıl boyunca Âşık Veysel’i bekledim adı bir ilköğretim okuluna verilsin diye. Cumhuriyet Üniversitesi (CÜ) Senatosu o zamanın Rektörü Ferit Koç tarafından kabul gördü, Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) bildirildi. YÖK’ ün kararı ile Şarkışla İlkokulu’nun adı Âşık Veysel İlkokulu olarak değiştirildi. Benim yazım üzerine Sivas’a 3 ilkokul kazandırıldı. İsmet İnönü’nün büyüdüğü ev Sivas İnönü Konağı kaderine terk edilmişti. Ben bunu da kaleme aldım; “İnönü’nün evi kaderine terk edildi. Bir kurtarıcı bekliyor” diye. Bu haberim üzerine o yılların valisi Lütfullah Bilgin tarafından konak satın alındı ve restore edildi. Bende her haberin bir hatırası vardır. Mesela Doktor Balıklar patenti bana ait. Ben doktor balıkları “Yılanlı Çermik” diye yazdım. O yılların valisi beni polisle evden makamına çağırdı. “Neden Yılanlı Çermik yazıyorsun? Bu ürpertici” dedi.

Bülent Ecevit ile birlikte çalıştım, Ulus gazetesinde benim yazı işleri müdürümdü. Sivas’a gelecekti. “Foto muhabiri getirmiyorum, sana güveniyorum” dedi. “Tamam, gel ama gelirken film getir” dedim çünkü o zamanlar fotoğraf makinesi ve film bulmak çok zordu. Bülent Ecevit’in konuşma yaptığı sırada Yıldızeli Belediye Başkanı uyuyordu. Bu fotoğrafı kullanamadım. Haber manşetten girerdi ama nasıl göstereceksin bu resmi.

Mesleğimin 10. yılında bir haber yazdım. Ülke gazetesinde yayımlandı. Bu gazetenin genel yayın yönetmenliğini yapıyordum. Patron, “O cinayet haberini yazmayacaksın” dedi gitti ben yazdım. Ertesi gün benim görevime patron son verdi. Şu yazıyla; “Üç gün evvel şehrimizde işlenen cinayetin mahkemeye intikal etme sebebi henüz belli olmadığı için bu haberin gazetemizde kısaca verilmesi bir hassa doğru olacağı ihtimali verilmeyen şahısların üzerinde durulması genel yayın müdürümüze yaptığımız ikaza rağmen dünkü sayımızda cinayetle ilgili tüm söylentiler prensibimize uymayacak şekilde yayımlanmıştır. İkazımıza rağmen bu şekilde yayımlayan Genel Yayın Müdürü Yücel Yönal’ın görevine son verilmiştir.” Görevime son verdi. İstanbul basınından telefonlar yağdı. Anadolu basınında da böyle yürekli gazeteciler olduğu için tebrik ettiler. Buradan kovulurken İstanbul gazetesinden tebrikler aldım. Anadolu Ajansının (AA) muhabirliğini yapan enteresan kişilerden biriyim. O zamanlarda muhabirliği Ticaret Odası Genel Sekreterliği veya Halk Eğitim başkanları yapıyordu. Bana çalışmalarımdan dolayı bu görevi verdiler.

resım 1

Sivasspor’un lakabı da size ait. Neden Yiğidolar?

Sivasspor’un kurulduğu zaman 1967 yılında anılacak iller arasında adı ismi geçmiyordu. Ben yerel ve ulusal basında anılması için yaptığım haberlerle başbakan Süleyman Demirel’in direktifleri ile adını duyurdum. Yiğidolar patenti bana ait. Sivas yiğitler yatağı olarak bilinir. Ahmet Ayık, Ahmet Özdemir, Sicimoğlu bunlar Sivas’ı güreşte tanıtmışlardır. Bu yiğitliklerden faydalanarak Yiğidolar adını verdim.

Âşık Veysel vefat etmeden önce son röportaj yapan kişisiniz.

Âşık Veysel’i 16 yıl takip ettim. “Uzun ince bir yolda Âşık Veysel” isimli kitap çıkardım. Ölümünden 12 saat önce zamanın Valisi Celal Kayacan ile hasta yatağında Âşık Veysel’i ziyaret ettik. Uzun süre fotoğraflarını çektim ve takip ettim. Fotoğrafını çekmek ve ölümünü duyurmak bana nasip oldu. Ajans aracılığıyla dünyaya acı haberi ben duyurdum.

Sivas basını hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Sivas basını çok kuvvetliydi. Sivas’ta yetişen yazarlarımız büyük gazetelerde yazmışlardır. Sivas Türkiye’de ses getiren illerin başında gelmektedir. Ve bu nedenle de Atatürk milli iradeyi Sivas’ta ilan etmiştir. Sivas basınında yeni yeni elemanlar yetişiyor. Bunlar sizlersiniz. Dil bilen, kendini geliştiren kişiler… Sizlerle gurur duyuyorum.

Günümüz gazeteciliği ve geçmiş gazetecilik arasındaki fark nedir?

Ben yıllarca çok çektim. Mesela maç oluyor Ankara benden haber istiyor.”4,5-5 saat içerisinde bana haber getirebilir misin” diyor? Ben de “Getirebilirim” diyorum. Buradan taksiyi tutuyorsun o saat içerisinde Ankara’ya gitmek zorundasın, 10-15 dk geç kalsan yüzüne bile bakmıyorlar. Esenboğa’ya uçak geliyor ben buradan yetişemiyorum. Haberde gecikme olmaz. Haber değiştirileceği zaman basılan gazeteler imha ediliyor. Yeniden basılıyor. O yılarda gazetecilik çok zordu. Yani mobileti olana gıpta ile bakılıyordu. Artık teknoloji gelişti. Maçı maçta veriyorsun. Ben o anları yaşadım; telefonla haber geçerken sonradan bilgisayarla haber geçmeye başladım. Mesela ulusal haber ve ajans diyor ki; köyün birinde cinayet işlenmiş veya üçüz doğum var. Köyde araba bulunamıyor. Böyle durumlarda merkebe bindim, ata bindim, at arabasına bindim. Yani eski ile şimdi asla ölçülemez. Yeni yetişen genç arkadaşlarda böyle bir olay yaşayan olmadığı için inanmıyorlar. Yani elimdeki fotoğraflar olmasa inanmayacaklar.

Alaylı ve mektepli tartışmaları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bu bir yetenek meselesidir. Ben de alaylıyım. Bu bir gönül işidir. Ben buradan Ankara’ya fotoğraf taşıdıysam bunu diğer arkadaşlar yapmadıysa bu bir sevgi işidir. Yani kelle koltukta gidiyordum haber için. Yozgat emniyetine telefon açıyordum ki bu plakalı araçla geleceğiz bizi durdurmayın diyorduk. Ankara’da vatani görevimi yapıyordum. Orada bile bu işi yaptım.

Yücel Yönal nasıl olunur? Yani iyi bir gazeteci…

Haberi masa başında değil olayı yerinde takip edeceksin. Ben bugün bile tatilimi yarıda bıraktım, “Anadolu’nun güneşi Sivasspor’la 46 yıl” diye bir kitap çıkarıyorum. Mecnun Otyakmaz duygulu bir yazı yazmış kitabıma. Bu beni daha çok duygulandırdı. Gazeteciliğin yanı sıra tiyatroda da oynadım yani çok yönlü oldum. Haber ve yazılarımızda beğenilmiş ve ses getirmiş ki bir saygınlık kazanmışız. Bu da insanı mutlu ediyor tabii ki… Yani çoğu insanın kıymeti öldükten sonra belli oluyor. Biz sağken buraya gelmeniz insanı duygulandırıyor.

Gazeteci adaylarına önerileriniz nelerdir?

Her zaman kalemlerini haklıdan yana oynatsınlar. Milleti karşı karşıya getirmesinler. Doğruluktan ayrılmasınlar. Öncelikle bu mesleği sevmeleri lazım. Gazetecilik maddi bakımdan bir meslek sayılmaz, manevi bakımdan bir meslektir. Yıllar öncesinin gazeteciliğine göre günümüz gazeteciliği çok gelişti. Özellikle teknoloji ile dağlarca gelişme oldu. Biz habere merkeple gidiyorduk, Şimdi basın kuruluşları helikopterle gidiyor. Fotoğraf makinesi gazetecinin silahıdır, bunu da unutmasınlar. Bir savaşçı nasıl silahıyla savaşa gidiyorsa bir gazeteci de fotoğraf makinesiyle öyle habere gitmelidir. Savaşa gitmelidir ama barışı aklından çıkarmadan. Bu mesleğin zorlukları da vardır. Kimseyi memnun edemediğiniz yetmezmiş gibi üstüne üstlük çok kişiyle uğraşmanız onlara dert anlatmanız lazım. Gazetecinin gecesi gündüzü yoktur.

Söyleşi: Bilge Nur Kenet

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s