Türkiye’nin Orta Doğu Krizi Ve Dış Politikası

Yayınlandı: Nisan 4, 2014 / SÖYLEŞİ / RÖPORTAJ
Etiketler:, , , , ,

IMG_4894.JPG

Türkiye’nin yakın tarihi, Orta Doğu ile ilgili sorunları ve çözümleri hakkındaki görüşlerini dile getiren İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Bekir Günay aynı zamanda Türkiye- Amerika ilişkileri ve Amerika’nın Türkiye üzerindeki rolü hakkında da görüş bildirdi. Türkiye’nin hassas bir döneme girdiğini belirten Günay, “Bin 500 senelik tarihi olan bir ülkeyiz ve tekrar sahneye geri dönüyoruz” dedi.
Türkiye’ni Orta Doğu üzerindeki etkisi nedir?
2003’ten itibaren Türkiye daha hareketli bir dış politika izledi. Bunun altında yatan en önemli nedenlerden birisi 89’dan sonra Sovyetler Birliğinin yıkılmasıyla beraber dünya tek kutupludan çift kutupluya geçti. Bu şekillenme 1914’lerde hâkim olan gücün geri dönmesidir. 2013’ten itibaren gerçekleştirilen paradigma değişikliğinin nedeni budur. AKP ile başlayan bu değişiklikten itibaren katlar yeniden kırılmaya başladı. Komşularla sıfır problem üzerine kurulan bu politikalarla ilk yıllarda belli ivmeler kazanıldı. Aslında dış politikada Orta Doğu’ya karşı izlenen politikaları iki evreye ayırıyorum. Birisi 2009’a kadar olan evre diğeri ise 2009’dan sonra olan evredir. Komşuluk ilişkileri Suriye, Irak, İran, Ermenistan ve Yunanistan’la kalıcı hale getirilmeye çalışıldı. Bu süreçte paralel olarak Türkiye kendine de yer açmaya çalıştı. Sınır açma olayı Mavi Marmara ve one minute hadisesidir. One minute hadisesi ile bölgenin ana aktörlerinden biri olan İsrail, bölgenin belirleyici gücüydü. Türkiye artık “ben de varım” demeye başladı. Bu da tabi sınır çatışmaları ve kaynaşmaları da beraberinde getirdi. Nüfus alanlarının çatışması one minute ile beraber bir adım daha ileriye gitti. İsrail köşeye sıkıştı. Tabiri caizse Türkiye kendine alan açtı. Tabi bu alanın kilit noktası Filistin meselesidir. Filistin meselesinden öncelik alınarak Mavi Marmara’dır. İsrail bu duruma çok sert bir tepki göstererek 9 Türk aktifisin şehit olmasına sebebiyet verdiler. İsrail ile ilişkiler bu nedenle kesilmiş oldu. Bu andan itibaren Türkiye şunu değerlendirmeye çalışıyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin de Obama ile beraber Orta Doğu’da bir söylem değişikliğine gittiğini görüyoruz. ABD 1. ve 2. Obama döneminde çok net şunu gösteriyor; ABD önceliğini Orta Doğu yerine pasife kaydırmaya başladı. Kademeli olarak bölgeden çekilmeye karar verdi özellikle askeri ve siyasi açıdan. Ekonomi olarak bölgedeki çıkar ilişkisi devam ediyor.
Arap baharı hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Orta Doğu’da meydana gelen değişmelerin sebepleri Arap baharı olarak ortaya çıkan bir değişimle hatta Arap baharı demeyelim Arap sonbaharı diyelim. Çünkü Arap sonbaharı; aslında lanse edildiği gibi bir patlama var ama bu patlama kontrolü boşaltılan bir süreci izleniyor. Arap baharı diye tanınan olayın altında yatan temel enstrümanlara bakmak lazım. Bu enstrümanlar Orta Doğu’da (bu kelimeyi dahi İngilizler koymuştur.) Bölgenin tarihsel realitesine uygun olmayan bir şekillendirme var. Yani bölgede din, dil, tarih, kültür gibi etmenlerin ters şekilde kodlandığını görüyoruz. Azınlığın çoğunluğa hükmettiği sistem Orta Doğu’da hâkim kılındı. Halklar hiçbir zaman Orta Doğu’da söz sahibi olamadılar. 1920 yılından önce milliyetçi hesap bu coğrafyadan saf dışı edildi. İslamcılar hep illegal olarak tanımlandı. Bunlar hep bir birikmeye sebebiyet verdi. İslamiyet de demokratik taleplerde yukarı doğru çıkmak için yol aramaya başladı. Bir birikim olmaya başladı. Bu birikim Tunus’ta öğrencinin kendini yakması, Mısır’da Tahrir Meydanı’ndaki gösterilerle beraber zorlamaya başladılar. Burada ABD başta olmak üzere Avrupa devletleri bir şey yakaladılar. Eğer bu gaz birikintisi düzenli olarak boşaltılmazsa; İngiltere’nin kurduğu ABD’nin devam ettirdiği mandater sistemin yok olmasına sebebiyet verecek, bölge demokratik yapıya doğru gidecekti. Orada bir sürece girildi. Tahrir Meydanı’nda yapılan buydu. Machiavelli’nin meşhur bir sözü var: “Kötülüğü adamına yaptır. Onu kötü bilsinler, onu görevden al seni iyi bilsinler.” Aslında Hüsnü Mübarek ile yapılmak istenen buydu. Mısır’da bir şey denendi. Müslüman kardeşlere yol verelim. Hüsnü Mübarek’e kötü adam rolü verildi. Hapse atıldı ve bir yargılanma süreci başladı. O andan itibaren Müslüman kardeşlere iktidar birden ellerine verildi. Böylece sınırlarını kaybetmeye başladılar. Müslüman sistem batı endeksli askeri ve ordu yapısına sahiptir. Dolayısıyla siz kafayı değiştirmenize paralel olarak altyapıyı da çok fazla değiştiremediniz. Bu araya kadar Arap sonbaharıydı. Mısır özeli olarak başladığımızda Arap baharı şimdi başladı.
Mısır özelinde baktığımızda bu tablonun bölgeye yansıması nedir?
Artık Adeviye Meydanı’nda halkın çok ciddi bir şekilde sokaklara dökülmesi ve tepki göstermesi bunu silaha başvurmadan ciddi bir şekilde devam ettirmeye çalışıp Sisi’nin (Abdulfettah El Sisi) halkı -400-500 kişileri öldürmesi ve buna benzer katliamları… Bu da bize gerçek savaşın şimdi başladığını gösteriyor. Şimdi Arap baharı bölgeye yavaş yavaş gelmeye başlayacak, çoğulcu demokratik yapılar kendini gösterecek. 2009’dan itibaren sürekli Suriye’de başlayan Arap baharının yansımaları Esad’ın Suriye’deki toplumsal yapısına baktığımızda azınlığın çoğunluğa hükmettiği bir tahakküm sistemi görüyoruz. Museyirlerin ülkenin yüzde doksanı olduğuna Sünni kesimi istihbarat örgütleriyle tamamen sıkıştıran bir yapısı var. Bu dalganın etkisiyle bir patlama oldu ve çok sert oldu. Kimyasal silahlar kullanıldı ölü sayısı 100 bini geçti. Milyonlarca göçmen Türkiye’ye, Lübnan ve Ürdün’e yerleşti. Türkiye bu süreçlerle beraber etik olarak doğru yerde durdu. Mursi’nin iktidardan düşmesi, iktidar olma süreçleri, bütün bu süreçlerde doğru tarafta durarak Sisi’nin askeri darbe ile iktidara gelmesini, etik olarak halktan yana ama diplomaside etik kurallarına çıkar ilişkilerine baktığımızda tartışma tarafı da beraberinde geldi.
Suriye’de yaşanan durumun nedenleri?
Mısır’da yaşanan durumu Suriye’de de yaşadık. Bu yaşantının altında yatan nedenlerden birisi; Türkiye Suriye’ye özel ilgi gösterdi. Suriye paradigma değişikliği sırasında model ülke olarak baz alındı. Sınırlar açıldı. İstişare toplantıları yapıldı. Burada yapılmak istenen şuydu. Türkiye Arap baharından önce zaten Suriye üzerine çalışıyordu. Suriye’de katı bir buz kütlesi var. “Bu buz kütlesinin üzerine sıcak su dökerek aşağıya inebilir miyiz?” düşüncesi vardı. Sayın Başbakanın ziyaretleri, bakanların ziyaretleri vs. artık akrabalık ilişkileri de içine girmeye başlayınca bir adım atıldığını sanıyorduk ama olay ters oldu. İçeride istihbaratta halkı ciddi bir biçimde susturan bir yönetim var. Suriye yönetimin bu hareketi nedeniyle biz hiçbir şekilde halka ulaşamadık. Bizim de bir takım hatalarımız oldu. Suriye ile yönetim yaparken bizim STK’larla halkı yanımıza çekmemiz gerekiyordu. Halk Türkiye’ye çok sıcak ve yakın zaten akrabalık ilişkilerinden dolayı fazla çaba harcamaya gerek yoktu. 2009’dan itibaren film Türkiye’de kopmaya başlayınca 2010’dan itibaren Türkiye tavrını farklılaştırmaya başladı. Esat ile ilişkilerini kesti. Etik olarak doğru bir pozisyon olan halktan yana tavır aldı. Karşımızdaki ülke Rusya’dan tavır alan, Fransa’dan belli oranda fizyolojik destek alan, kimyasal silahı halkın gözyaşına bakmadan kullanan diktatör bir yaklaşım vardır. Ekonomik ve siyasi olarak Suriye’nin nefes almasında Türkiye çok büyük özverilerde bulundu ama karşılığını göremedi. Türkiye kırmızı çizgilerin belirlenmesini istedi. ABD ve Türkiye’nin kırmızı çizgileri birbirinden çok farklıdır. Türkiye’nin kırmızı çizgileri insan haklarına yapılan ihlale karşı çizilirken, özellikle Ruslara göre kimyasal silahların kullanımı kırmızı çizginin aşılması olarak görüldü. Bin kişiye yakın insanın kimyasal silah ile öldürüldüğü Türkiye tarafından dünya kamuoyuna duyurulmasıyla beraber ABD’nin de kırmızı çizgisi aşılmıştır. Türkiye Esad’a karşı tedbir almak amacıyla uluslararası kamuoyunun oluştuğunu varsayarak politika izledi. İlginç olan şey durumun böyle olmadığı ortaya çıktı. Aktif olarak rol oynayan Rusya, etnik ve mezhepsel yapıdan İran var. Suriye bilinmeyenli bir ülke durumuna girmeye başladı.
Sonuç olarak?
Türkiye Orta Doğu’da köklü bir değişiklik ve pozisyon almaya çalışıyor. Bu pozisyonu şu anda kaldıramayan unsurlar var. Bunlar ana aktörler ve ara aktörler. Ana aktör ağırlıklı olarak Rusya. Hiçbir şekilde istemiyor ve bölgeye geri döneceğini söylüyor ki artık iki kutup dünya değil çok kutuplu dünyaya doğru gidiyoruz. “Ben de varım artık” diyen bir Türkiye ve engellemek isteyen bir Rusya var. Suriye konusunu malzeme olarak kullanıyor. Ve bunu belli oranda başarmış durumda. İran Türkiye’nin alan açmasından rahatsız, kendine alan genişletmeye çalışıyor. Kendini İslami bir devlet olarak tanımlayan İran’ın, insan hakları bu kadar katledildiği halde mezhepsel davranıştan dolayı Esat’ın yanında olması da ayrı bir paradoks olarak ortaya çıkıyor. Başka bir nedende Türkiye’yi engellemektir. Şu anda Türk dış politikasında 2. evreye geçiyoruz. Söylem evresi bitti şu an eylem evresindeyiz. Özellikle 2009-2013 arasında etkisel olarak doğru ama karşıdaki bütün unsurları belli oranda rahatsız ettiği için bir cephe ile karşı karşıyayız. Mısır da doğru yerde duruyor. Ama hala azınlık sistemine devam etmesini isteyen bir Amerika Birleşik Devletleri var. Şu anda yeni bir aşamaya geçmesi gerekiyor Türk dış politikasının. Etik değerleri daha kalıcı hale getirmesi lazım. Uzun sürede doğru politika izliyoruz.
Türkiye hassas bir döneme giriyor.
Sokaktaki mazlum olan çocuğun babasının veya annesinin gözü önünde öldürülmesi ve zulüm görmesi gibi katliamlara o çocuğun ahı onu yapan siyasal iktidarı yıkar. Bunun örneklerini tarihte de örnekleriyle gördük. Zalim hiçbir zaman dünyada kalamaz. Mazlum her zaman zalimi indirir. Ama bu 1 yıl mı 5 yıl mı bunu zaman gösterecek. Türkiye etik değerlerle doğru yerde ve ilişkiler açısından da yeni bir üslupla bir araya getirmek zorunda. Kendini farklı boyutlarla yeni bir üslupla kalıcı hale getirebilir diye düşünüyorum.
Türkiye-Amerika ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu coğrafyada hala Amerikan hâkimiyeti devam ediyor.1912 de savaşa girmiş 1920’ye kadar savaşmış bir asker adam hiç yıkanmadan yıllarca savaşmış ve bütün vücudu bit olmuş. Sağ salim eve gelmiş annesi onu görünce şok olmuş ve eve kabul etmemiş git ahırda yat demiş. Çocuk şaşırmış ve ahırda yaşamaya başlamış. 3 ay boyunca annesi her gün onu izlemiş. Çocuk tek tek bitlerden kurtulmuş. Ve annesi 3 ay sonra eve almış. Nedeni ise eğer seni hemen eve alıp temizleseydik ölürdün diyor. Bağımlılığını yavaş yavaş sen azalttın diyor. Türk-Amerika ilişkileri de buna benzer bağımlılığı yavaş yavaş kesmemiz lazım. ABD de 50-60 yıllık bir NATO bağımlılığımız var. Siyasi ve ekonomik olarak bazı şeylere entegre olma sürecimiz var. Bunlara baktığımız zaman ilişkileri kademeli olarak azaltırsak ayakları üzerinde duran bir devlet olabiliriz. Ve bunu bir ara dönem olarak görüyorum. Önümüzdeki 10-15 yıllık süreçte özellikle NATO ile olan ilişkilere baktığımız zaman bağımlılığı azalttığımız müddetçe kendi öz güven politikamız devreye girer. Buna karşı yapılması gereken 2 şey var. Bir tanesi 100 şemsiye açmışsa sizin ona 6 şemsiye açmanız lazım. Alt taraftan ABD şemsiyesi toprağa bağımlı değil, biz kendi şemsiyemizi toprakla bağlayabilirsek tarihi, dini dokularla aldığımız rüzgârla zaten bertaraf edeceğiz. Şu an Türk ABD ilişkilerine baktığımız zaman bağımlılığı azaltmamız lazım. Bunu da reel politika ekseninde yapmak lazım. Şu anda kahrolsun ABD ya da ilişkileri keselim şu etapta zor. Bu da bağımlılıktan kaynaklandı. İlerleyen süreçler açısından baktığımızda bu kademeli olarak gerçekleşir. Daha kalıcı ve net bir dış politika izlenmesi lazım bunu da askeri ve ekonomik noktalarda geliştikçe yapması gerekiyor. Dış politika bir takım işidir. Teknik direktörünüzün iyi olması hiçbir işe yaramaz. Oyuncular iyi değilse lig atlayamazsınız orada kalırsınız. Dolayısıyla bunlar toparlanırsa Türk-ABD ilişkileri olmak üzere Türkiye daha kalıcı hale gelir.
ABD, İngiltere dış politikası olarak baktığımızda bir de bunları finanse eden gruplar var Feller gibi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
ABD dünyayı yönetiyor, Yahudiler dünyanın hâkimi, Ruslar her yere hâkim bunlar şehir efsanesi. Gerçek payı var. Ama bu şehir efsanelerinin sizi teslimiyete getirmemesi gerekiyor. Bu bir psikolojik harekât tekniğidir. Şu aşılanıyor ey rakipler ayağa kalkmayın biz zaten dünyayı yönetiyoruz. Dünyayı yaksanız da hiçbir şekilde kazanamazsınız. Bunlar tamamen şehir efsanesidir. 21.yy’dayız ve sahneden çıkmış ülkeler sahneye geri dönüyor, bu ülkelerden biri de biziz. 600 yıl dünyayı yönetmiş tecrübesi olan bir ülkeyiz. Bin 500 senelik tarihi olan bir ülkeyiz. Bunu da konuşmadan yapmamız lazım. Konuşunca potansiyel olarak güçlü olduğumuzu herkes biliyor. 100 sene öncemiz biliniyor. Kimse bizi etimiz budumuzla değerlendirmiyor. Herkes bizi güçlü görüyor. Zayıf noktaları olabilir ama bunları çabuk telafi edebilme yeteneği var. İyi bir genç nüfusu var, kendini çabuk değiştirebilecek bir özelliği var. Dolayısıyla o tarz söylemlere pek takılmayın. Hafife almayın ama çok da abartmamak lazım. 2 hastalığımız var 1 tanesi tembellik diğeri de Türk övün diyorum orada kalmışız. Çalış, güven söylemine geçmemiz lazım.
Son olarak söylemek istedikleriniz?
Şunu unutmayın arkadaşlar; bu yüzyılda çok etkin bir ülkenin etkin insanları olacaksınız. Bu etkinlik dünya çapında olacak. Kendinizi uluslararası arenada etkin olacak insanlar olarak hazırlamak zorundasınız. Türkiye kabuklarından dışarı çıkmaya çalışıyor. Ve yeni bir güç doğuyor. Kendinizi hâkim gücün insanları olarak düşünün. Ufkunuz da Türkiye ile sınırlı kalmasın. Herkes kendi mesleğini yaparken siz gazeteci olarak dünyanın en iyi gazetesinin patronu olarak düşünün. Türkiye’nin ivmesi ufku yukarıya doğru gidiyor. Türkiye şu an 13-14 yaşında. Ergenlik problemleriyle uğraşıyoruz. Kimlik problemleridir bu. 25 yaşında daha kalıcı adımlar atacağız. Kollarımızı açacağız bu kolların daha kalıcı hale gelmesi sizlerle olur. Sizler milletin fertleri olarak doğru duruşlar sergilerseniz. Dünyanın neresine giderseniz gidin kendi öz benliğinize güvenin. Zaten dünya sizi biliyor. Küresel güç değil önce bölgesel güç Türkiye göreceğiz. Biz bölgeseli görsek de siz küreseli göreceksiniz. Çok konuşunca başkaları rahatsız oldu. Tabirimi maruz görün bir balon şişiriyoruz içine taş koymazsak birileri o balonu patlatır. Bir küreselleşmeye maruz kaldığımız doğrudur. Dil namustur. Dilimize, dinimize, tarihimize sahip çıkmalıyız. Teknolojiyi durduramayız. Teknoloji hayatımıza facebook, twitter ile giriyor. Dünyanın böyle bir yapılanması var ama ben hiçbir şekilde umutsuz değilim. Dış politikadaki olaylar resim yapmak gibidir. Yakından baktığınızda çok karışıktır hiç bir şey anlamazsınız. Geri çekilip resme bakın ben burada neredeyim diye düşünün. Bu resmi hep birlikte yapmak zorundayız. Türkiye şuan ortaya bir resim koyuyor ama çok ilginçtir bu resmi bilinçli oluşturmuyor plansız yapıyor ama çok planlı bir resim ortaya çıkıyor. Bu milletin güçlü bir kaderi var. Yönetme kaderi var.

                     söyleşi: Bilge Nur Kenet

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s